Mim Afet – İçimde Gizli

Hiç zor olmamıştı dervişin meclisin ateşbazına bakıp bana Aşeka dediği an. Gözlerimi gönlüme indirip Aşk diye yanıtladım onu.
Adettendir. Aşkın sarıp sarmalayan bir sarmaşık olarak tanımlanması…

Bu yüzendir gönlün kaderindeki aşka sarılıp dolanması. Kelimelerin dilediği kalpleri yaktığı bilinirdi de, kelimeyi yakan gönül az bulunurdu.

Meclisin ışığında sıra kelimeleri yakmaya geldi. Dervişin de tıpkı benim gibi gönlündeki aşka inancı tamdı.

Asırlarca yakıp kavuracaklarını, sönmeyeceklerini biliyordu. Bu bilinçle döndü yüzünü bana.

Nefti aydınlıktı aramızdaki ışık.

Alamut Kalesinde Hasan Sabbaha ait el yazması mektuba yeniden baktı.

Sesi sıcacıktı. Seslendi yeniden:

“Aşeka” dedi derviş.
“Aşk” diye cevap verdim.
Vakit seher.
Avludaki çeşmenin başına gittim ve abdest aldım.
Aşçı geldi yanıma, ânımızı paylaştık.
Üç yudum su içti aşçı ve bana dönüp
“Teslimiyet” dedi.
Ebedî teslim oldum aşka…

Bayram Şenliği

…Meğer Mırnav, annemin açtığı baklava hamurlarını çiğnemiş. Bunun üzerine, evdeki hanımların hepsi, bir anda Mırnav’a düşman kesildiler. Annemin tekmesi, ninemin kepçesi, halamın oklavasıyla şaşkına dönen Mırnav, hişt pişt, aman yaman demeye kalmadan asıl şenliği başlattı: Masanın üzerinden atlayıp pencereden kaçmaya çalışırken, nasıl oldu bilmiyorum, duvarın dibindeki ağzı açık pekmez kavanozuna düşüverdi. Üç kadının velvelesiyle yolunu şaşıran Mırnav, bu kez, çark edip misafir odasına yönelmesin mi? Halamın aklı başından gitti. Sinir krizleri geçirdi. Oysa benim keyfime diyecek yoktu. Neden mi? Okuyup görelim.

Türk Medeni Kanunu & Türk Borçlar Kanunu

Toplum yaşamının düzenleyicisi olan Türk Medeni Kanunu ile Türk hukuk sisteminin temelini oluşturan Türk Borçlar Kanunu hukukçuların çoğu için kanunlar üstü niteliği olan kanunlardır.

İki kapsamlı kanunu birleştiren bu çalışmada; içtihadı birleştirme kararlarının konu ile ilgisi ve önem derecesine göre sıralanmasıyla yetinilmemiş gereken maddelerde, Resmi Gazete’den kararın tamamı incelenmiş ve önemli kısımları süzülerek madde ile ilgili bölümleri alınmıştır. Böylece aslında bir bakıma Türk Medeni Kanunu ile ilgili içtihadı birleştirmeler derlemesi de hazırlanmıştır.

İçindekiler bölümünde madde numaralarına da yer verilerek okuyucu açısından kolay kullanılır olması hedeflenmiştir, iki kanunun tüm kitapta renk farkıyla belirtilmesi de yine kullanım kolaylığı sağlamayı amaçlamıştır.

Kanunlar alt bölümlerden ve ayrıntılı hukuki kavramlardan oluştuğu için okuyucuların bu engin bilginin içinde kaybolmaması için kitabımızın sonuna zengin bir kavram dizini de ilave edilmiştir.

LİBRA serimizin 7. kitabının tüm hukukçulara faydalı olması dileğiyle.

Camera Obscura

Marx, Freud, Nietzsche, her üçü de, birbirlerinden çok farklı biçimlerde de olsa camera obscura metaforunu eserlerinde kullanmıştı. Tanınmış Fransız düşünür Sarah Kofman, nihayet Türkçe çevirisiyle okurlarla buluşacak olan klasik eserinde, bu metaforun oldukça geniş çaplı bir incelemesini yapmakta.

Marx’a ayırdığı açılış bölümünde Kofman, ters çevirmenin ideolojik süreç için gerekliliği üzerine bir okuma sunuyor. Ardından, Freud’un bilinçdışını tanımlarken camera obscura metaforunu nasıl kullandığını inceliyor. Bir sonraki bölümdeyse Nietzsche’ye göre, camera obscura‘nın “unutuşun metaforu” olduğunu ortaya koyuyor. Kofman burada, “sihirli aygıt” camera obscura’nın, bazı düşünürler için zihin açıcı olmaktan ziyade bir fetiş işlevi görüp görmediği sorusunu yöneltiyor.

Camera Obscura, felsefeden sinemaya uzanan bir yelpazede çağdaş teoriye damgasını vuran bir metaforun güçlü ve hararetli bir tartışmasını bizlere sunuyor.

İlk Dönem Kur’an Tasavvuru ve Dönüşümü

Küresel fikir hareketleri, toplumsal beklentiler, siyasi baskı ve gelişmeler, eğitim düzeyimizi ve birmek bilmeyen insani zaaflarımız, Kur’an’a ilişkin tasavvur biçimimizi, toplumsal ve bireysel düzlemde sürekli dönüştürmektedir.Kur’an tasavvurumuz, yakın tarihimizde bu kadar çok dönüştü ve çeşitlendi ise, daha öncesine uzanan yüzlerce yıl boyunca acaba hiç değişmemiş midir? Peki herhangi bir dönemde bireyler üstü (bir toplum veya gruba ait) ortak bir Kur’an tasavvurundan söz edebilirmiyiz? Eğer böyle bir tasavvur biçimi var olduysa, hangi asgari müştereklere dayanmıştır ve bireyler bu ortak tasavvura nasıl katılmışlardır? Siyasi yapılanma biçimleri ve ortak Kur’an tasavvuruarasındaki ilişki nedir? Kanaatimizce bunlar, Kur’an ve tefsir tarihi çalışmak isteyenlerin cevap rakamaktan geri duramayacağı sorulardır. Elinizdeki kitap, bahse konu soruları ilk dönemden başlayarak cevaplamaya çalışmaktadır.