The Earl and His Butler in Constantinople

George Hay, 8th Earl of Kinnoull, was an unconventional ambassador. A Scottish aristocrat who had been imprisoned for his Jacobite sympathies and almost bankrupted by his involvement in the South Sea Bubble, Lord Kinnoull had no previous diplomatic experience when he was unexpectedly appointed ambassador to the Ottoman Empire in 1729. Leaving his wife and family of ten at their Yorkshire home, Lord Kinnoull departed England for Constantinople with his political, financial and personal suitability for the role all in doubt. How would he cope with the complex world of international politics? Or negotiate the sensitive relationship between Muslims and Christians? And why was he subsequently recalled to England in disgrace?

“The Earl and His Butler in Constantinople” traces Lord Kinnoull’s eventful journey to the heart of the Ottoman Empire, where he served as ambassador for seven years – and back again. His butler, Samuel Medley, was his constant companion throughout this time and his is almost the only surviving servant’s diary from the period.

From this unique and colourful source, as well as from Lord Kinnoull’s despatches and family letters, Nigel and Caroline Webb have produced a remarkable biography which casts fresh light on the Ottoman Empire and British politics in the 18th century. It also offers vivid portraits of the cosmopolitan city of Constantinople at this critical stage in its history and of an idiosyncratic Earl and his exceptional butler which will captivate readers.

“A remarkable book (which) will be of great interest to scholars and historians and will fascinate those who love diaries”

– Claire Tomalin 

“Carefully researched and engagingly written this book breathes life into the dry bones of ambassadorial history”

– Caroline Finkel

Kapitalizmin Marksist İktisadı

1980’lerde dünyayı sarmaya başlayan neoliberal politikaların hızlandırdığı küreselleşme, günümüz toplumlarının kapitalist niteliklerini çok daha açık biçimde ortaya çıkardı. Özellikle yaşanılan krizler, kapitalizmin yeniden sorgulanmasını gündeme getiriyor. Neoliberal küreselleşme kapitalizm tarihi içinde nasıl yer aldı? Küreselleşme ve neoliberalizm birbirine nasıl eklemlendi? Bu dinamikten kimler yararlanıyor, kimler zarar görüyor? Kapitalist düzende rekabet kurumu gerçekte nasıl çalışıyor? Ücretleri ve teknik değişiklikleri neler belirliyor? Kapitalizmin devrevi krizleri nasıl oluşuyor? Günümüz Marksist ekonomi politiğinin dünyadaki önde gelen temsilcilerinden olan Duménil ve Lévy, bu soruları farklı bir bakış açısıyla yanıtlarlarken, geleneksel Marksist çözümlemeyi de yeni gelişmeler ışığında güncelliyorlar. Bu kitap, kapitalizmin geldiği son noktayı, yaşadığı bunalımları ve neoliberalizm sonrasını anlamak isteyenler için temel bir eser niteliğinde…

Drucker ve Liderlik

“Geçmişte kendilerini başarıya götüren şeyleri aynen yapmaya devam edenler, başarısızlığa mahkûmdur” diyordu Peter Drucker. Fikirlerini yetkinleştirmeyi hiç bırakmayan “modern yöneticiliğin ustası” yaşamının sonuna doğru liderliğin yalnızca öğrenilebilir olduğu değil, aynı zamanda yöneticilikten farklı ele alınması gerektiği sonucuna da varmıştı. Hocanın yöneticilik doktora programının ilk mezunlarından olan yazar W. Cohen, çok çeşitli kaynaklardan Drucker’ın liderliğe ilişkin düşüncelerinin özünü çıkararak bu kitapta bütünlüklü bir model oluşturuyor. Bu model, Drucker’in etkin liderliğin beş temel bileşene dayandığı inancı üzerine yapılanıyor: Kurucu liderin stratejik planlaması; zorunlu koşul olarak iş ahlakı ve kişisel dürüstlük; liderlikte model olarak askerlik; psikolojik motivasyon ilkeleri ve liderliğin pazarlama modeli. Dünya çapında her ülkede Drucker benzeri yeni bir liderler kuşağına gereksinim duyduğumuz bu zamanda, liderliğe talip olanlar bu kitaptan benzersiz dersler çıkaracaklardır. Öte yandan, ordudaki liderlik eğitimi anlayışından büyük ölçüde ilham alan “modern yöneticiliğin ustası” Peter Drucker’ın görüşlerini bu yönden de değerlendirmek, Türk okuyucusu için ayrıca ilginç olacaktır.

Batı Metafiziğinin Dekonstrüksiyonu: Heidegger ve Derrida

Bu çalışmada, Martin Heidegger ve Jacques Derrida’nın düşünceleri merkezinde Batı metafiziğinin dekonstrüksiyonu konu olarak alınmıştır. Fransız filozof Derrida’nın geliştirmiş olduğu dekonstrüksiyon kavramı, bir yandan Descartes ve John Locke ile felsefi temelleri tesis edilen sübjektivite metafiziğinin, Hume, Kant, Romantikler, Schelling, Hegel ve Nietzsche felsefeleriyle birlikte çözülüşünün tarihsel arkaplan teşkil ettiği bir zemine yerleştirilirken, diğer yandan hem Heidegger hem de Derrida için adeta bir hareket noktası oluşturan Husserlci fenomoloji bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır. Heidegger’in, Varlığın unutulmasının tarihi olarak gördüğü Batı metafizik geleneğine yönelik okumaları, Varlığın anlam ve hakikatine ulaşmak için Varlığın üzerini örten perdeleri kaldırmaya hizmet eden bir düşünme biçimine tekabül eder. Heidegger düşüncesinin daha radikal bir biçimi olarak kendini gösteren Derrida’nın dekonstrüksiyon stratejisinde ise, Platon’dan Husserl’e, bütün bir Batı metafizik geleneğini karakterize eden “mevcudiyet metafiziği”nin köklü bir soruşturması söz konusudur…

The Kingdom of Heart

Kitap Özellikleri

Cilt Durumu : Ciltsiz
Basım Tarihi :
Basım Yeri : Türkiye / İstanbul
Boyutlar : 13,00 x 21,00 cm
Basım Dili : İngilizce
Orijinal Dil : Türkçe
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 158
Barkod : 3990000024682