Rüyadaki Sel

Tren tünele girmiş, içeriye loş bir karanlık düşmüştü. Birden pencereden birisinin sırıtarak kendisine doğru baktığını hissetti. Bu yüz ona tanıdık gelmişti. Beynine yapışmış sülüğü görünce saçları dimdik oldu ve korku içinde titremeye başladı. Ter içinde kalmıştı. Yardım istercesine eşine baktı; ama karanlıkta gözleri buluşmamıştı.

Pencerede görünen yüz Hilkat Garibi’nden, başkası değildi. Ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette, korku ve tiksintiyle camdaki bu kirli sakala, parlayan gözlere, dökülmüş dişlere ve kırış kırış olmuş yüze baktı.

Son bir gayretle, eşini bileğinden tutup, onu kendine doğru çekti ve elini camdaki yaratığın üzerine koyup korku dolu bir sesle, ‘‘İşte bu o!’’ dedi.

O sırada Hilkat Garibi’nin gözlerinde yeşil bir ışık belirdi. Ağzını açtı ve dilini ona doğru uzattı. Dili yeşil bir yılana dönüşmüştü…

 

Dua İle Korunma

Dünya 2000 yılının başlamasıyla birlikte adeta bir dua iklimine girdi ve hiç olmadığı kadar dua etmeye başladı. Dua hakkında yazılan birçok kitap ve dua üzerine yapılan çeşitli deneyler çalışmalar duanın gücünü ve esrarını çözmeye anlamaya çalışıyorlar. Sadece din adamları veya ilahiyatçılar değil laboratuar ortamında çalışan ve “görmediğine inanmayan” bilim adamları da duanın gücünü keşfetmeye soyundu ve bunda da başarılı oldular. İnsanlığın yaşadığı kargaşa ortamı bulanık havalar buhranlar terör gerginlikler toplumlar ve milletlerarası tahammülsüzlükler savaşlar bir yığın manevi ve psikolojik rahatsızlıklar getirip acizliğimizi ortaya koydu. Bu durum topyekûn insanlığı elinden tutup kurtaracak buhran ve bunalımlarına çare olacak şikayet ve dertlerini dinleyip anlayacak acı ve ıstıraplarını hafifletecek sığınacak bir yer aramaya sevk etti. Bu da herkesin ve her şeyin üstünde bir güç olmalıydı ki olanlara “dur” diyebilsin çıkarsız beklentisiz bir sevgi ve şefkatle sevip istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilsin” Dünya ve dünya üzerinde ne böyle bir makam ve mevki var ne de böyle bir güç ve kuvvet sahibi başka bir varlık” Bu yüzden sadece Ona dua etmek gerekiyor Hem de içten ve yürekten” Bütün istek ve ihtiyaçlarımız için yalnız ve ancak ona dua etmek çözüm olabilir. İhtiyaç ve isteklerimizi elde etme dert ve tasalarımızdan kurtulma konusunda bize sadece o yardım edebilir. Ona dua ederek ve ondan yardım isteyerek aşamayacağımız sıkıntı üstesinden gelemeyeceğimiz üzüntü gam ve keder dert ve tasa yoktur. İster maddi ister manevi hiçbir dert ve tasa onun izni olmadan bize gelip musallat olamaz bize ulaşamaz. Bildiğimiz veya bilmediğimiz bütün bela ve musibetler sadece onun emri ve izniyle gelir ve yine sadece onun müsaadesiyle gider… Dr. Arif Arslan medyanın tanıdığı bir isim… TNT’de haftada bir “Kur’an’ın Şifreleri” programına katılıyor. Bunun dışında evlilik programlarına ve kadın programlarına da katılan Dr. Arif Arslanın beklenen kitabı yayımlandı.

Mandala Klasik

Koparın, işaretli yerden kesin, rengarenk boyayın, ister çerçeveletip asın ister sevdiklerinizle paylaşın… Klasik Mandala desenleriyle hem ruhunuzu dinlendirin hem de hayatınızı renklendirin.

Ritüelden Drama Kerbela – Muharrem – Ta’ ziye

İslam aleminde, Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve damadı Hz. Ali ile başlayıp onun büyük oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve onların çocuk ve torunlarıyla devam eden On İki İmam’a büyük saygı gösterilir, siyasal kavgalar sırasında başlarına gelen acı olaylar için üzüntü duyulur.Bu saygı ve üzüntü, Şii Müslümanlarda Muharrem ayının ilk on ya da oniki gününde yas orucuna ve buna bağlı olarak yas törenlerine ve özünde böyle böyle bir amacı olmamakla birlikte, araştırmacıların konuları ve sunuluş biçimleri bakımından bir türk halk tiyatrosu niteliği buldukları “ta’ziye” gösterilerine dönüşür.Metin And’ın ta’ziye gösterilerini Türkiye’de ilk kez ele alan ve tiyatro tarihine bir katkı sayılabilcecek olan bu kitabı, konusunun ilginçliği, uygulanan yöntem, varılan sonuçlar bakımından bir bilgi şöleni; çoğu ilk kez görülecek olan yüz yirmi beş fotoğraf, gravür ve minyatür içeren Albüm ile de bir görsel sergen özelliği taşıyor…

Sabahın İlk Işıkları

“Biz birlikte yaşamıyoruz, sadece zaman öldürüyoruz. İki mutsuz insanın bir araya gelerek bir mutluluk yaratabileceğini düşünecek kadar aptalız.”

Elena hayatından hiç memnun değildir. Tutku ve heyecandan yoksun evliliği ona yük olmaktadır ve kocasını erkek kardeşi gibi görmeye başlamıştır. Gideceği okula, evleneceği erkeğe, hatta evlenince alacağı koltuğun rengine kadar hayattaki her adımına önceden karar vermiştir. Gerçek bir kadın olamadan kocası Paolo’nun karısı olmuştur, ta ki hayatında bir çatlak oluşana dek… Sıradan hayatına dışarıdan bakma arzusu onu bazı şeyleri sorgulamaya iter ve Elena yaşamanın başka yollarının da olduğunu fark eder. Belki daha iyisini hak ediyordur. Belki mutlu olmak onun da hakkıdır. Yanlış da olsa tek yapması gereken denemek, o eşikten geçmektir. 

“Yıllarca hayatımın değişmesini bekledim, oysa şimdi aslında onun benim değişmemi beklediğini biliyorum.”

Aldatmacalara ve lafı dolandırmaya ihtiyaç duymadan duygulara hitap edebilen, insanı en gerçek hisleriyle yüzleştirebilen samimi ve çarpıcı bir hikâye…

“Oturup öylece beklediğimiz zaman hiçbir şey olmayacağını, hayatımızı değiştirmenin bizim elimizde olduğunu hatırlatan bir kitap.”

– Alcalordeloslibros.blogspot.com

“Fabio Volo kadın doğasından, özlemlerimizden ve en gizli arzularımızdan ne kadar iyi anladığını kanıtlamış. Açıkçası yazarın karşısında şapka çıkarıyorum. Elena’nın aklını ve kalbini son derece başarılı bir şekilde yazıya dökmüş.”

– Es.paperblog.com

“En sevdiğim yazarlardan biri olan Fabio Volo’nun son kitabı… Kadınların ve bazı erkeklerin nasıl hissettiğini, âşık olduğunu ve acı çektiğini bilen başarılı bir yazar.

Savaştaki İmparatorluklar 1911-1923

Elinizdeki kitap, Cihan Harbi’ni alışılagelmişin dışında hem daha geniş bir zaman aralığında hem de daha geniş bir coğrafyada ele alıyor. Üç büyük imparatorluğun haritadan silinmesine neden olan bu savaşı imparatorluklar savaşı olarak tanımlıyor. Ve bu savaşın, sömürgelerin yalnızca askeri değil, ekonomik ve mali kaynaklarıyla birlikte katılımıyla nasıl bir dünya savaşına dönüştüğünü inceliyor. Savaşın cephe gerisindeki etkileri ve Anadolu’da yaşanan katliam ve mübadeleleri de konuya dahil ediyor. 1911-1923 arasındaki bu büyük savaşın sonuçları, emperyal çöküşlerle birlikte sömürgesizleştirmenin başlaması ve bu yöndeki hareketlerin Wilson’ın “kendi kaderini tayin” hakkıyla yükselmesi; Paris Barış Konferansı’nda bu dağılmış imparatorlukların çözüm çabaları bağlamında tartışılıyor.

Benito Mussolini, Avrupa’nın büyük kara imparatorluklarının dağılması ve deniz imparatorluklarının karşı karşıya kaldığı yeni zorluklara dair şaşırtıcı derecede endişeli göndermesiyle o çok ünlenmiş yorumunu yaptı: 2. Popolo d’Italia’ya yazdığı makalede, ne antik Roma’nın çöküşü ne de Napoleon’un yenilgisinin, Avrupa’nın siyasal haritasındaki mevcut değişimler kadar etkili olduğunda ısrar etti. “Tüm yeryüzü sarsılıyor. Bütün kıtalar aynı krizle paramparça oluyor. Bu tufanın etkisiyle sarsılıp titremeyen tek bir kara parçası bile yok. Eski Avrupa’da insanlar yok oluyor, sistemler çöküyor, kurumlar yıkılıyor.” Bir kereliğine de olsa, Mussolini haklıydı.

Medeniyetlerin Yükseliş ve Çöküşünde Kur’an Yasaları

Kur’an’da, önceki ümmetlerin geçtiği çeşitli yolların ve yönelimlerin insanlığa açıklanması anlamında kullanılan sünnet kelimesini Allah, varlığın tümü hakkında sabit, değişmeleri ve değiştirilmeleri söz konusu olmayan yasalar olarak belirlemiştir.

Geçmişte ve günümüzde çok sayıda ilim adamının dikkat çektiği “ilahi sünnetler”, bütün insanlar üzerinde cereyan eden ve vakıaya egemen olan yasalardır. Buna göre vakıanın incelenmesi ilahi sünnetlerin anlaşılması için bir zorunluluktur, İbn Teymiye’nin ve Reşid Rıza’nın da üzerinde durduğu sünen ilimlerinin ortaya konulmasının önemini, Abduh şu sözleriyle vurgulamaktadır: “…Yüce Allah’ın sünnetleri bilgisi, ilimlerin en önemli ve yararlılarındandır. Kur’an pek çok yerde bu konuya göndermelerde bulunmaktadır. Ümmetlerin durumları da bize bu ilmi göstermektedir. Kur’an, bu sünnetleri ortaya çıkarmamız ve gerçek mahiyetlerini bilmemiz için yeryüzünde yürümemizi, gezip dolaşmamızı emretmektedir.”

Yakın zamanlarda Cevdet Said’in, “Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları”, Abdülkerim Zeydan’ın “Kur’an’da İlahi Sünnetler” ve Abdullah et-Telidi’nin “Toplumların Helak Oluş Sebepleri ve Yüce Allah’ın Suçlu ve Sapkın Kavimler Hakkındaki Yasası” gibi bazı eserlerin ortaya konulmasına rağmen, yapılanlar İslam bilgi manzumesi içerisindeki önemiyle orantılı değildir.

Yazar, ilahi sünnetler konusunu “Kur’an’da Sünnet ve Medeniyet Kavramları”, “Bazı Medeniyet Kuramları”, Medeniyetlerin Kuruluş Yasaları”, Kur’an’da Medeniyetlerin Çöküş Yasalar”ı, Kur’an’da Medeniyetlerin Yenilenme ve Değiştirilme Yasaları” başlıkları altında ele almaktadır. almaktadır.

Heliogabalos Taçlı Anarşist

Heliogabalos‘un kıyıcılığı garip bir ritme göre gerçekleşir. Bu sırra ermiş adam her şeyi sanatla ve iki kopya halinde yapar… Jestlerinin her biri iki ağızlı bıçak gibidir:Düzen, Düzensizlik / Birlik, Anarşi / Şiir, Ses kakışımı / Ritim, Uyumsuzluk / Büyüklük, Çocukçalık / Yüce gönüllülük, Kıyıcılık.Fakat Heliogabalos‘un tanrısına bağlılığı, tören ve tiyatro tutkusu, hiçbir durumda ve zamanda, Kara Taş‘ın kendisine layık bir eşle evlendirilmesi olayındaki kadar çarpıcı biçimde kendini göstermez…Helogabalos‘un bütün yaşamı, eylem halinde anarşidir… Aynı zamanda, çelişki ve düzensizlik ülkesinde anarşinin uygulamaya konmasıdır. Ve anarşi de, Heliogabalos‘un onu vardırdığı noktada, gerçekleşmiş şiirdir. “Bu kitabı Mesih‘in çağdaşı Tyanalı Apollonius‘un yaşayan ruhuna ve geçip gitmekte olan şu dünyada hala kalmış olabilecek bütün gerçek aydınlanmışlara ithaf ediyorum; ve derin güncellik-dışılığını, maneviliğini, yararsızlığını iyice belirtmek için de onu anarşiye ve bu dünya uğruna verilen savaşa ithaf ediyorum.”