Başlangıçtan 20. Yüzyıla Kazak Jırav ve Akınları

Çalışmamızda, başlangıcından 20. yüzyıla kadarki sözü saza koşan Kazak jırav ve akınlarını Türkiye Türklerine tanıtmak, onların eserlerinden kısa örnekleri ninni olarak kulaklara fısıldamak, türkü olarak gönüllere işlemek istedik. Bu dönem içerinde yer alan jırav ve akınlardan yalnızca sözü saza koşanlar çalışma sınırları içerisine alınmıştır. Başlangıcından 20. yüzyıla kadarki dönemde yaşayan; ama eserlerinde incelediği konular, kullandığı şekiller bakımından Kazak bilim adamlarınca yirminci yüzyıl temsilcileri olarak gösterilenler çalışmamızda ele alınıp incelenmemekle beraber Jambıl Jabayev gibi bazı önemli temsilciler hakkında yeri geldikçe kısa bilgi verilmiştir. Kazak jırav ve akınlarının eserleri arasından özellikleri bakımından çok belirgin bir şekilde Anadolu’dakilere benzeyenleri çalışmanın sıradanlığını ortadan kaldırmak, uçsuz bucaksız Kazak bozkırlarından, Sirderya boylarından sonra biraz da Çukurova’dan, Erzurum’dan, Kars’tan dem almak, nefeslenmek için örneklendirmeyi tercih ettik.

Anadolu’da, ozan-baksılık geleneğinin 16. yüzyıldan itibaren yerini âşıklık geleneğine bırakmaya başlaması gibi, Kazak sahasında da baksılık geleneğini takip eden devrede hem kahramanlık jırları, hem de zamanı ve devri değerlendirici tolgavlarıyla ön plana çıkan jıravların 18. yüzyıl sonlarından itibaren yerlerini “akın” adındaki bir başka gelenek temsilcisine bırakmaya başladıkları görülür. Her ne kadar çalışmamız mukayeseli bir çalışma olmasa da çalışmanın giriş bölümünde Anadolu ve Kazak sözlü geleneğindeki değişimin sebepleri ve âşık tarzı edebiyat geleneğinin-akınlık geleneğinin oluşumu üzerinde de kısaca durulmuştur. Bu bölümde ayrıca jır, terme, tolgav, öleñ gibi edebî türler ve bunların şekil özellikleri hakkında da bilgi verilmiştir.

Grafik Kanon Cilt : 3

Kitap Özellikleri

Cilt Durumu : Ciltli
Basım Tarihi : Ekim 2013
Basım Yeri : Türkiye
Boyutlar : 22,00 x 28,00 cm
Basım Dili : Türkçe
Orijinal Dil : İngilizce
Kağıt Tipi : 1. Hamur
Sayfa Sayısı : 555
Barkod : 9786055029012

Ali Şeriati Düşüncesine Giriş

Ali Şeriati, yirminci yüzyılın en önemli ve iz bırakan aydınlarından biridir. Onun üstünlüğü hem Batı düşünce birikimini, hem de Doğu/İslam düşünce geleneğini çok iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır. Şeriati, bu birikiminden dolayı çok derin analizler yapmaktadır. Bilindiği gibi sadece Batı veya İslam düşüncesinden birine hâkim olan düşünür tipinin sağlıklı analizler ve karşılaştırmalar yapması mümkün değildir.

Ali Şeriati, Şii bir aydın olmasına karşın Sünni dünyada çok yaygın bir karşılık bulmuştur. Çünkü o, bir mezhebin içine sığdırılamayacak kadar çok yönlü bir aydındı.
Şeriati, geleneksel düşünce kalıplarını cesur bir başkaldırı ile sorgulamıştır. Kendi yetiştiği Şii düşünceyi de Sünni düşünceyi de eleştirerek “Öze Dönüş” anlayışını savunmuştur. Batı’nın ve geleneksel İslam düşüncesinin yarattığı donukluktan kurtuluşun üretken, dinamik bir şekilde öze dönüş olduğunu savunmuştur. Kuşkusuz öze dönüş, İslami öze dönüştür. Bu noktada Şeriati, önemli bir sorunun eşiğine gelmiştir. İslam toplumlarının kurtuluşu öze dönüş yani İslam’a dönüşle gerçekleştirilebilir.

Peki, hangi İslam?

Şeriati bu konuda “Dine Karşı Din” teorisini geliştirir. İslam toplumlarının donukluktan kurtulması “tarihsel İslam’a” değil, “Muhammedi İslam’a” dönüşle gerçekleşecektir.
Şeriati, sadece Sünni düşüncenin eleştirisini yapmamıştır; aynı zamanda içinde doğup büyüdüğü ve mensup olduğu Şii düşünceyi de köklü bir biçimde eleştirmiştir. O “Emevi Sünniliği” ile “Safevi Şia’sına” karşı “Muhammedi Sünnilik” ve “Ali Şia”sını savunur. Bu yüzden Sünni dünyada Şii, Şii dünyada ise Sünni olmakla suçlanmıştır.
Cemil Meriç’in dediği gibi “Bizce Şeriati’nin en büyük tarafı, hamiyeti, samimiyeti ve kendini mukaddes bir davaya feda etmesidir.”

Gerçekten de Şeriati, kendisinin tanımladığı gibi, kendini toplumuna adayan, onun sorunlarını bilen, onlara bilinç kazandırmaya çalışan bir aydındı. Nerdeyse İslam’ın semantik müdahaleye uğratılarak değiştirilen bütün kavramlarını ele alarak Kur’an ve Sünnet temelinde yeniden tanımlamaya çalışmıştır.

Şeriati, bir taraftan ülkenin yönetimini elinde tutan iktidar sahiplerine, diğer yandan dini bürokrasinin temsilcisi olan ulemaya eleştirel bir tutumla yaklaşıyordu. Bu yüzden her iki tarafın da tepkisini çekiyordu.

Bu eser sizi çok yönlü bir düşünür olan Ali Şeriati ile tanıştırmayı hedeflemektedir. Bu amacı yerine getirdiği ölçüde başarılı sayılacaktır…

 

Amazing Leaders +CD (A.People Readers 4) B2

This book is Level 4 in the Amazing People Readers series. Level 4 is equivalent to CEF level B2. Each book includes a free CD with a full recording of each story.
Contents:
Gaius Julius Caesar, the powerful Roman leader
Queen Elizabeth I who ruled England for 45 years
George Washington, the first president of the USA
King Louis XVI, the last king of France
Winston Churchill who led Britain in the Second World War
Che Guevara, the Argentinian doctor who fought for revolution

Word count: 18,924 / Headword count: 1,654

About the Amazing People series:
A unique opportunity for learners of English to read about the exceptional lives and incredible abilities of some of the most insightful people the world has seen.
Each book contains five or six short stories, told by the characters themselves, as if in their own words. The stories explain the most significant parts of each character’s life, giving an insight into how they came to be such an important historic figure.
After each story, a timeline presents the most major events in their life in a clear and succinct fashion. The timeline is ideal for checking comprehension or as a basis for project work or further research.
PLUS: visit www.collinselt.com/readers for videos, teacher resources and self-study materials.

Mekan ve Müslüman Şehir Hayatı

Bu kitap modern dönem öncesi Müslüman Arap şehrinin, yani medinenin yapısal mantığını araştırarak Müslümanların şehir mekânlarına ilişkin akademik bir anlayış geliştirmektedir. Öncelikli konusu duvar olup İslâm hukukunun tarihi bir araştırması niteliğinde olan Duvarlar Kitabı’na hususi bir atıfta bulunan bu kitap önce duvarın ne manaya geldiğini tespit ederek sonra bunu Fes şehrinin labirent gibi karmakarışık olan yapısını analiz etmede kullanmaktadır.
Mekânı bir eleştirel analiz kategorisi olarak ele alan ve bu alanda giderek artmakta olan çalışmalardan biri olarak, bu kitap bilime aşağıda zikredilen katkılarda bulunmaktadır: Metodolojik olarak İslâmi mimariyi sınırları iyi tanımlanmış ve bir uzmanın sadece estetik güdümlü bir mesafedengözlemlediği bir nesne olarak gören gelenekle bağını koparmaktadır; bundan ziyade onu üreten toplumun kültürü dâhilinde söylemsel olarak bu mimariyi yeniden değerlendirerek onun mantığına sadık kalır. Hermenötik olarak Kuzey Afrika’nın en eski şehirlerinden birine yeni bir ışık tutar ve dolayısıyla Müslüman Arap dünyasının çoğunda hâlâ yaygın olan bir çevre tarzını aydınlatır. Ampritik olarak, anaakım çalışmaların dikkatine bu çevre tipinin biçimine ve uzun ömürlülüğüne katkıda bulunan hukuki bir söylem ve estetik sunar; duvarlarla ve modern dönem öncesi Müslüman Arap şehir kültürünün diğer sınırlarıyla ve bir dizi tarihi şehrin kuruluş hikâyeleri hakkında bilgi veren mitik bir paradigmayla meşgul olur.
Müslüman şehir toplumu ve felsefesini anlamaya dair yeni bir bakış açısı sunan bu yenilikçi çalışma, İslâm araştırmaları, sosyolojisi ve mimarisi alanındaki araştırmacıların ve öğrencilerin ilgisini çekecektir.

Delilleriyle Kadın ve Aile İlmihali

İslam dininin düşmanları özellikle kadın konusunu istismar etmekte ve buradan hareketle dini hayat etrafında şüpheler oluşturmaya çalıştırmaktadırlar. Bunun için elinizdeki bu esere öncelikle İslam’dan ve sonra çağlar boyu cahiliye toplumlarında kadına hangi gözle bakıldığı konusu üzerinde durulmuş ve böylece İslamın kadına ne kadar yüksek bir statü kazandırdığı anlaşılsın istenmiştir.

Yine yeri geldikçe kadın üzerinden İslam’a yapılan karşı hücumlar dile getirilmiş ve bunlara gereken cevaplar verilmiştir. Bunun arkasından sağlam bir iman ve sahih bir inanç sahibi olmanın ön şartı olan Akaid konuları üzerinde durulmuştur. İbadet bölümünde ise ilmihal konuları en müteber kaynaklardan istifade edilerek hazırlanmış ve kadınalara ait özel haller detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

Bunun arkasından “Davet ve Cihad” başlığı altında Müslüman hanımlara İslamı yayma konusunda üzerine düşen görevler hatırlatılmıştır. Daha sonra evlilik ve bununla alakalı konular çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Bunun akabinde tesettür konusu yani Müslüman kadının örtüsünün nasıl olması gerektiği meselesi özel bir bölüm olarak anlatılmıştır. Daha sonra “Kadın ve Cinsellik” , “Kadın ve Sağlık” “Kadın Sosyal Konumu”, “Kadınlarla ilgili Batıl İnanç ve Gelenekler” başlıklı konular anlatılarak kitap tamamlanmıştır.

Ayrıca konular işlendikten sonra yer yer soru-cevap metodu kullanılarak o konuda sıkça sorulan sualler sorularak cevapları verilmiştir. Konuların hazırlanmasında Hanefi Fıkhı esas alınmıştır. Hanefi Fıkıh kitaplarından da daha çok Fetavayı Hindiye ve ibni Abidin kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca son devir Osmanlı ulemasından Ömer Nasuhi Bilmen’in “Büyük İslam İlmihali” ve “Hukuk-i İslamiye Kamusu” isimli kitaplarına da müracaat edilmiştir. Bunun yanında Şafi mezhebinin ayrıldığı noktalara özellikle ibadet bölümünde işaret edilmiştir.

Emek ve Hukuk

İnsanlar özgür doğar… Ancak, tarih boyunca süren kölelik özgürlüğü boğmuştur. Köle, bir insandır, ancak bir başka insanın malıdır, mülküdür. Yüzyıllardır toprakta duyulan emek ihtiyacı köleler vasıtasıyla karşılandı. Sanayi devrimi ile işçi sınıfı denilen başka bir sınıf doğdu.. 19. Yüzyıl kapitalizminin ihtiyaç duyduğu emek gücü, köylerden kopup, kentlerde yığılan insanlar tarafından karşılandı. Bu insanlar karın tokluğunu dahi karşılaşamayan ücret için çalıştı. Ağır çalışma koşullarına, ağır cezalara, yetersiz ücrete rağmen, bu insanlar çalışmak zorundaydı. Çünkü karınları açtı. İşi beğenmemek gibi bir lüksleri yoktu, çünkü kapıda onbinlerce aç insan hazır vaziyette bekliyordu. Bugün işçilerin hukuksal anlamda önemli kazanımları olduğu inkar edilemez. Ancak işçi sınıfının yoksulluğa mahkumiyetinin devam ettiği de bir gerçektir. Bunun en son örneği Soma’da maden ocağında işçilerin başına gelen iş cinayetidir. İnsanların kömür ocaklarında, iş güvenliğinden yoksun ortamda çalışmak zorunda kalmalarının tek nedeni, karınlarını doyurmak, bankalara olan borçlarını ödeyebilmektir. Buna köleliğin çağdaş versiyonu diyebiliriz.

Güncel Gelişmeler Işığında Sosyal Politika

1987 yılında Kastamonu’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu’da tamamladı. 2004 yılında öğrenime başladığı Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatı İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden 2009 yılında birincilikle mezun oldu. Lisans eğitimi esnasında Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavı kazanarak ABD Nazareth College of Rochester’da eğitim almaya hak kazandı ve ABD’ye gitti. 2009 yılında Süleyman Demirel Üniversitesine okutman olarak atandı. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümünde 2011 yılında “Kadın Çalışanların Sosyo-Psikolojik Sorunları, İşçi Devir Hızı Kapsamında Örgütsel ve Psikolojik Sonuçları ve Çözüm Önerileri” konulu tez çalışmalarıyla yüksek lisansını tamamladı ve aynı yıl doktora eğitimine başladı. 2014 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümünde hazırladığı “Sosyal Politika Unsuru Olarak Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Uygulamaları: Isparta İli Çünür ve Akkent Mahallesi Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca Yapılan Konutlarda İkamet Eden Konut Sakinlerine Yönelik Bir Alan Araştırması” adlı tez ile bilim doktoru ünvanını aldı. Süleyman Demirel Üniversitesindeki görevi esnasında Rektörlük Dış İlişkiler Ofisinde ve eş zamanlı olarak da Yaşam Boyu Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezinde Yabancı Dil Eğitim Koordinatörü olarak çalıştı. Süleyman Demirel Üniversitesinde çalıştığı sırada Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Güney Kore gibi bir dizi ülkeye çalışma ziyaretlerinde bulundu. 2010 yılında Dış İşleri Bakanlığı Aday Konsolosluk sınavını da kazanan Yüksel, halen Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler Bölümünde Yard. Doç. Dr. olarak çalışmaktadır. Farklı bilimsel dergilerde yayınlanan makaleleri ve bildirileri bulunan Yüksel, evli ve bir çocuk babasıdır.

Kimin Avrupası?

“Avrupa, Avrupa duy sesimizi!”, artık Avrupa Birliği’ne kabul edilmeyen küskün ülkelerin kalbi kırık vatandaşlarının edebileceği bir laf olmaktan çıktı. Günümüzde bu laf, sağır Avrupa’nın tam ortasında, Avrupa’nın kendi vatandaşlarından işitiliyor. Atacağı her adımı ekonomik kâr-zarar terazisinde tartan, çokuluslu büyük şirketlerin lobileriyle sarmaş dolaş olan, toplu taşıma, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi kamusal hakları umursamak bir yana, bunları birliğin “parlak geleceği” için engel olarak gören bir ortak Avrupa fikri pek çok insanı kaygıya sürüklüyor. Attac gibi muhalif hareketler Avrupa’nın demokratik zaaflarını, cinsiyetçi alışkanlıklarını, çevreye olan duyarsızlığını yakın takibe alıyor. Attac’ın hazırladığı bu kitapta, bugünkü Avrupa’ya gelinceye kadarki süreçlerin tarihçesini, yolun başındaki vaatlerle ara duraklardaki kaypak tavırların incelikli bir analizini, “sosyal” sıfatının gün geçtikçe acılaşarak yok oluşunun hikâyesini, “Nasıl bir Avrupa? Kimin Avrupası?” sorularına verilen yanıtları bulacaksınız.