Turkuaz Günlüğü Hindistan’dan Pakistan’a… Çin’den İran’a… Bir Belgesel Film Öyküsü

Turkuaz yolculuğu boyunca kimi zaman, binlerce metre yüksekliğe çıkılacak, kimi zaman, deniz seviyesinin metrelerce altına inilecek. Heyelanın ve çığın “bininin bin para” olduğu yollardan haftalarca geçilecek. Neyi arıyoruz peki? “Turkuaz” diye adlandırdığımız bir düşü belki de…” Binlerce yıllık Asya kültürlerinin dününü ve bugününü” görüntülemek istiyoruz. Bir kültür düşü bu; ve biz işte bu düşün görüntülerinin peşindeyiz… İnsanların soludukları havadan içtikleri suya kadar yaşamın binbir dokusuna renk veren turkuazdaki tılsımı arıyoruz. “Rastgele” deyip omuzluyoruz hep birlikte yükü…

Sosyal Bilgiler Öğretmenliği İçin Siyaset Bilimine Giriş

Siyaset Bilimine Giriş dersi; sosyal bilgilerin en heyecan verici güncel derslerinden birisidir. Sosyal Bilgiler Eğitimi programını hazırlayanlar, başarılı bir bütünlük sağlamışlar, dersler, konukar birbirini tekip eden, destekleyen ölçülerdir. Genel olarak Sosyal Bilgiler güz güz döneminde okutulan “Siyaset Bilimine Giriş” dersi kaynakça konusunda sıkıntılıdır. Derste kitap olarak Dünya ve Türkiye’deki büyük ustaların eserleri okutulmakta, ancak eserlerin hacim ve detayı Sosyal Bilgiler öğrencilerin sorumluluk sahasını aşmaktadır. Bu nedenle, kısa ve öz olarak Siyaset Biliminin ana kavramları ele alınmış, konu katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Siyaset bilimi, küresel dünyanın vazgeçilmez bilim dallarından birisi olup, bu dersta elde edilecek kazanımlar; birayin demokratik devlette yaşam kalitesini yükseltecek ve küresel birey olarak, dünyayı anlamasına ciddi katkı sağlayacaktır.

Salon Köşelerinde

“Sevgili dostum, sana acı bir haber ve tatlı bir hikaye gönderiyorum; zavallı Şekip!

Dün zavallıyı görmek için Büyükada’ya gitmiştim. Keşke gitmez olaydım, o hali keşke görmez olaydım.. Annesini teselli etmek istedim, zavallı kadın gözyaşları dökerek oğlunun son bir arzusunu yerine getirmek istediğini söyledi. Benim gönderdiğim paket işte Şekip’in herkesten gizli, hasta yatağında yatarken müsveddesini yazdığı son hikayesiymiş. Hulusi’ye verin de şunu okusun demiş..

Ben elime alıp da hikayeyi okuyunca hemen sana göndermeyi düşündüm.

Şekip’i şüphesiz hepimiz severdik; dolayısıyla son eserini sen de okumayı elbette azru edersin..gidip annesini ziyaret etmeyi sakın ihmal etme..falan filan.”

Gözlerimi yaş bürümüş bir şekilde ve ellerimin titremesine engel olamayarak paketi açtım. Uzunca ve mavi kağıtlara düzgün, sevimli el yazısıylaşöyle yazmıştı:

“O gece, Beyoğlu’ndaki Pera Palas Oteli’nde büyük bir balo vardı. Kış aylarının en erken ve en nezih balolarından biri olduğu için Beyoğlu’nun aristokrat aileleri bu fırsatı kaçırmamışlardı..

Şimdi her şey, her şey; aşkım, ruhum, gençlik hayallerim, bütün varlığım, bütün umutlarım benden kaçıyor, beni sonsuz hüsrana, sonsuz bir seferberlik ve perişanlığa mahküm ediyordu.”

Gözün Kalır Geride

Okurlar meraklıdır.

Sorarlar: Bunları yaşayarak mı yazdın?

Her yazdığın şeyi birebir yaşama olanağı yoktur. Olamaz. Bir cinayeti yazman için cani olman gerekmez.

Hem sonra birebir yaşadıklarını yazsan n’olacak?

Romanda, öyküde birebir yaşadıkların bile kurmacadır; artık birebir yaşadıkların değildir.
Kendimi yazdım desem -ki bir öyküde kendimi yazdım diyorum- kendimi değil ama kendimden bir şeyleri yazmışımdır.

Olayın kahramanının bir kadın, bir çocuk, bir kötürüm, sekeratta bir hasta olması hiç fark etmiyor. O kahramanın yaşadığı duygu nedir? Pişmanlık mı, keşkeler mi, özlem mi, korku mu, uyuşukluk mu? Kimin ağzından olursa olsun, bu duyguları taa iliklerime kadar hissederek yazmışımdır.

Hani derler ya işin hilesi dürüstlük diye, öykülerde bir yaşanmışlık tadı, bir sahicilik varsa, işin hilesi olayların değil ama duyguların yaşanmasında yatmaktadır.

Neyse, işin sırrını çok da faş etmek istemem. Ki, büyüsü kaçmasın.

Aleviliğin Kayıp Bin Yılı (325-1325)

Tarihin en alçak soykırımına karşı koydular. Bizans ordularını sayısız kereler mağlup ettiler. Anadolu’yu bir uçtan bir uca geçerek İstanbul kapılarına dayandılar. Tüm zamanların en soylu direnişini gerçekleştirip Aleviliğin hafızasına kazındılar. Halkın dilinde destan oldular. Divriği’de devlet kurdular. Bir deprem sonucu başkentleri yıkıldı. Yıkıntılar arasındaki halk hunharca kılıçtan geçirildi. Yenildiler, dağıldılar. Sürgünler ve yangınlar arasında örülmüş yüzyıllar geçirdiler. Toparlandılar, yeniden bir güç haline geldiler. Haçlı ordularını ardı ardına perişan ederek Anadolu’yu Katolik istilasından kurtardılar. Osmanlı’ya Batı Anadolu’yu ve Balkanları altın bir tepside sundular. Onlara dünya imparatorluğuna giden yolda rehberlik ettiler. Bunların hepsi geride kaldı. Anadolu’nun kadim halkı Aleviler şimdi kendi yurtlarının yabancıları oldular. İnançları işgal edildi, geçmişleri yağmalandı. Onlar varlıklarını sürdürebilmek için asıl kimliklerini saklamak zorunda kaldılar. İnkar üzerlerine yapışıp kaldı. Dün Söylenmediği İçin Bugün Unutulan, Şimdi Yazılmazsa Yarın Kaybolacak Olan Tarumar Edilmiş Bir Alevi Tarihi Var…

Sayılar (Copy+Learn)

Kitap Özellikleri

Cilt Durumu : Ciltsiz
Basım Tarihi :
Basım Yeri : Türkiye / İstanbul
Boyutlar : 14,50 x 18,00 cm
Basım Dili : Türkçe
Kağıt Tipi : Karton
Sayfa Sayısı : 150
Barkod : 9781846663918