Gönülden İste Yeter

Kitap Özellikleri

Cilt Durumu : Ciltsiz
Basım Tarihi : Temmuz 2014
Basım Yeri : Türkiye / İstanbul
Boyutlar : 13,50 x 20,00 cm
Basım Dili : Türkçe
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 160
Barkod : 9786055610043

% 100 Adam

Kitap Özellikleri

Cilt Durumu : Ciltsiz
Basım Tarihi : 2014
Basım Yeri : Türkiye / İstanbul
Boyutlar : 13,00 x 19,00 cm
Basım Dili : Türkçe
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 288
Barkod : 9789751034083

Rastlantı ve Zorunluluk

1965 yılında Nobel Tıp ödülünü kazanan Monod hiç kuşkusuz çağının ilerisinde bir yazar. Keskin bilim adamı zekâsıyla, sadece kendi alanı olan biyoloji üzerine değil, felsefe ve toplum bilimleri alanında da yıllar sonra doğrulanacak öngörülerde bulunur kitabında. Monod’ya göre, Homo Sapiens’in ortaya çıkışından bile geriye giderek, insanlığın çocukluk yıllarına uzanan animist görüşler, modern insanın ruhunda halen canlı ve kökleşmiş haldedir. Nesnel bilginin neden hâlâ özgün gerçekliğin tek bilgi kaynağı olarak görünmediğini sorgulayan Monod, bilim düşmanlığını modern toplumların ruh hastalığı olarak tanımlar. Monod’ya göre, ilk insanlardan bu yana binlerce yıldır animist düşünceler hâkimdir.Monod’nun kitabındaki eleştiriler güncelliğini korumaktadır. Modern toplumlar bilimin keşfettiği zenginlikleri ve güçleri çoktan kabul ettiler; fakat bilimin en derin mesajını dinlemediler: ‘‘Bilime borçlu olduğu tüm zenginliklerin keyfini sürerken, toplumlarımız bilim tarafından bütünüyle çürütülmüş değer sistemlerini yaşamaya ve öğretmeye devam etmektedir.’’ Modern toplumlardaki bu ikiyüzlülüğe dikkat çeker Monod. Bir yandan bilimin sağladığı bütün olanakları kullanırken, öte yandan bilimden çıkan mantıksal sonucu, maddenin kendiliğinden rastlantısal macerasının getirdiği sonucu, özetle bu evrenin bizim için tasarlanmadığı sonucunu kabul etmek istemiyor insanlar. Bilimin bu soğuk katılığı onları rahatsız ediyor. İnsanlar ‘‘inanmak’’ istiyorlar, hayatlarının bir anlamı olması gereğine olan inanç insanları rahatlatıyor.

Grupla Psikolojik Danışmanın Temel Kavram ve İlkeleri

Bu kitap, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin en önemli ve işlevsel olarak kabul edilen grupla psikolojik danışma alanının hemen tüm boyutlarını eski ve yeni, özgün ve aktarmalı en yeni kaynaklara dayanarak, tanıtmaya, incelemeye, açıklamaya çalışmıştır. Kitap, grupla psikolojik danışmanın temel kavramlarının temel niteliklerini, güdümlü ve güdümsüz hemen tüm grupla danışma türlerini, grup sürecine temel olacak ana kavramları, kuramsal ve uygulamalı temelleriyle tanıtma konusu yapmıştır.

Grupla psikolojik danışmanın içeriklerinde yer alan grup ortamının özellikleri, çeşitli kuramların ve kuramcıların yaklaşımları ışığında grup sürecinin evreleri, grubun özel ve genel davranışsal amaçları, grup ortamları içinde gerilim, direnç, danışman nitelikleri, grup liderliği stratejileri, grup içinde güçlüğü olan danışanların duyguları ve baskın nitelikleri, gruba başlama ve sonlandırma sürecinin özellikleri, grup içinde kullanılabilecek çeşitli teknikler vb. inceleme konusu yapılmıştır.
Kitapta, grup çeşitlerinin yanında çağdaş teknolojiler içinde yer alan görüntülü psikolojik danışmanın içerikleri ve nitelikleri de genel çizgileriyle tanıtılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, grupla psikolojik danışma uygulamalarına temel olabilecek çeşitli psikolojik danışma kurumlarıyla grup türleri ilişkilendirilmeye çalışılmış, grupla danışmanın özel ve genel amaçlara ulaşma sürecinde daha etkili ve verimli olmanın koşulları tartışma konusu yapılmıştır.

Grupla Psikolojik Danışmanın Temel Kavram ve İlkeleri adlı kitabımızın lisans ve lisansüstü öğrencilerine yönelik olarak, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri içinde önemli bir boşluğu doldurabilecek nitelikte olduğu kanısındayız. Alan içinde yazılmış her kaynağın, o alanın ufuk zenginliğini genişletebildiği, kimsenin kuşkusunun olmadığı açık bir gerçekliktir. Kitabın tüm öğrencilerimize ve alanda hizmet yapan sayın meslektaşlarımıza katkı getirebileceği dileğiyle, hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ederiz.

Türkiye’de Ordu ve Siyaset

Ordu 1960’da ilk kez vurduğunda, Türkiye savunma alanı dışında ekonomik ve siyasal olarak dünyadan büyük ölçüde yalıtılmış, birinci dünya seçkinlerinin yönettiği bir üçüncü dünya ülkesi olarak tanımlanabilirdi. Bu nedenle 27 Mayıs darbesinin liderleri birkaç saat içinde birkaç stratejik noktayı –cumhurbaşkanlığı, meclis, bakanlıklar, radyo istasyonu ve havaalanı– ele geçirerek iktidarı hızlı ve kansız bir biçimde aldı. Halk ertesi sabah radyolarını açınca darbeden haberdar oldu. Türkiye’nin NATO’da kalacağı güvencesini verdikten sonra, Batılı güçler darbeyi memnuniyetle kabul etti ve sonucu etkilemek için hiçbir çaba harcamadı. Ülke ekonomik olarak da darbeden neredeyse hiç etkilenmedi.

21. yüzyılın ikinci on yılına gelindiğinde bu koşulların hiçbiri artık geçerli değil. Ekonomik olarak Türkiye yeni bir sınai güç; eski yalıtılmış kırsal toplum birkaç uzak bölge dışında neredeyse yok olmuş durumda. Türkiye küresel ekonomiyle de önemli ölçüde bütünleşmiştir. Kültürel olarak kent ile köy arasındaki uçurum hızla aşıldı ve eski Kemalist seçkinlerin, yüksek eğitim ve idari beceri üzerindeki tekelini kaybedeli çok oldu. Devlet bürokrasisi gibi ordu da ilerlemenin meşalesi olarak ayrıcalıklarını kaybetti: Askerler artık meşru çıkarlarını korumak için tehdit etmek değil müzakere etmek zorunda.

Sarı Bisiklet

Alzheimer hastası olduğunuzu öğrenseniz ne yapardınız? Gidip bir bisiklet alır mıydınız? Ya da hiç bilmediğiniz coğrafyaları keşfetmeye çıkar mıydınız mesala? Sizi melek olarak gören torunlarınıza hastalığınızdan bahseder miydiniz ?

‘Ben bahsetmedim. Hatta çocuklarıma bile söylemedim hastalığımı. Kendi kendime bir şeyler yapmaya çalıştım. Bildiklerimi unutmamak için yazdım. Hastalıkla mücadele edebilmek için yeni şeyler öğrenmeye çalıştım. Hatırlayabildiğim her şeyi yazdım, çocuklarımın doğduğu günden, lisede aşık olduğum p gence kadar her şeyi. Böylece hem hastalıkla mücadele ettim hem de saklayabildim herkesten. Bir süre yani. Ama yıllar sonra ‘hatırlama defterimi’ torunum Aras’ın bulacağını nerden bilebilirdim? İşte her şey böyle başlamış oldu…’

Renklerin Senfonisi

Renkler bu kez yetişkinleri çağırıyor. Mavi, sarı, kırmızı, yeşil, pembe… Siz de alın kalemi elinize… Yetişkinler için boyama kitabımızdaki desenlerle kendi renk senfoninizi oluşturun…

Muhteşem desenlerimizi renklendirecek, bir renk cümbüşü oluştururken günlük yaşamın streslerinden kurtulacak ve içinizdeki yeteneğin yaratıcı gücünüzü bir kez daha keşfedeceksiniz.

Renklendirdiğiniz desenlerle, renkler dünyasının senfonisine siz de kendi renklerinizi haykıracaksınız. Evinizde, okulunuzda, tatilde, yolculukta….

Renkler her yerde sizinle…

Buyurun, Renklerin Senfonisi’ne…

Birinci Basamakta Tanı ve Tedavi

İngiltere’de 1920 yılında yayımlanan Dawson raporu ile sağlık hizmetleri; birinci basamak, ikinci basamak ve eğitim hastaneleri diye basamaklandırılmıştı. Bu raporun yayımlanmasının hemen arkasından 1930 yılında koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin birlikte verildiği “Etimesgut İçtimai Hıfzısıhha Numune Dispanseri” açılarak örnek bir uygulama başlatıldı.

Bu uygulama 1946 yılında Milli Sağlık Planı ile yaygınlaştırılmaya çalışıldı. İlçelerde açılan sağlık merkezleri ile birinci basamak yeni bir bakış açısı kazanmıştır. Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası’nın 1961 yılında çıkarılması ile Ülkemizde birinci basamağın sağlık sistemi içindeki yeri ve hukuki statüsü tanımlanmış oldu.

Bu yasa ile tanımlanan birinci basamak sağlık hizmetleri, 17 yıl sonra 1978’de Alma Ata Bildirgesi ile bütün dünyanın kabul ettiği bir kavram haline geldi.