İlköğretimde Drama / Okul Öncesi ve 1. Sınıflar

Tiyatro ve Yartıcı Drama eğitmeni Turgay Girgin’in yaş gruplarına göre hazırlamış olduğu kitaplarda yaratıcı drama oyunları ve oturumları 36 haftalık bir müfredat şeklinde sunuluyor. Öğretmenler ve Yaratıcı Drama eğitmenleri için önemli bir rehber olan kitap, Yaratıcı Drama’yı ülkemize taşıyan isim olan Tamer Levent’in eğitimcilere önerdiği kitaplar arasındadır.

Teori ve Uygulamada Vergi Ödeme Gücü

1- vergilemenin meşruiyeti vergilendirme ilkeleri ve vergi ödeme  gücü ilkesi arasındaki ilişki
2-vergilemede ödeme gücü kuramı ve ödeme gücünü kavramaya yönelik uygulamalar
3-Türk gelir mevzuatında ödeme gücüne yönelik düzenlemeler ve türk vergi sisteminde gelir vergisinin ödeme gücünü kavraması açısından değerlendirilmesi

Bir Nefes ve İzler

Ver ellerini
Ellerime haydi
Gönül kasetini
Dolduralım yeniden
İstersen çocuk oluruz
İstersen deli
İstersen
Kardan adam gibi
Tasasız telasssız
Beklesiriz
İstersen koşarız
Rengarenk kırlarda
Rengin her tonu
Siner ruhumuza…

Multidimensional Relationships Between Economical Variables

From a puzzle and logical perspective, we do try to construct general ideas, interesting findings and solutions on the relationships between macroeconomical variables. 

In this book we have original findings about the geometry and the logic of the curves as one can easily get this in our book. 

Rather than lust deriving formulas, we look back on the logical story of the derivation and we decompose the formulas which we derived and try to give readers an insight to analyze a formula and to see what different parts of a formula represent. 

Rather than sticking to memorization, laws, strict theories, ext. we should learn, teach and speak the language of puzzles, logic and geometry.

Yine Bana Döneceksin

“Dün aktarmayı kaçırınca, Atina Havaalanı’nda dört saat, bir sonraki Larnaka uçağını bekledim. Diğer yolcular gibi dünyaya olmasa bile Akdenizli kadınların istekle kıvranan gövdelerine, yaz günlerinin sıcağına, panjurları kapalı, loş odalara, kan ter içinde sevişmelerden sonra varılan derin öğle uykularına doğru savrulduğumu düşündüm. Gençlik yıllarımın vazgeçilmez kadınından acılar, sevinçler, kapışma ve tartışmalar değil de, adı gibi meleksi, bir hoş gülümseme kaldı geriye. Bir de kısık, yumuşak bir ses…Sanki bir telefon bekliyorum. Yılların ötesinden arayacak yine. “Ego ime!” diyecek; “Benim!” Yüzünü bile unuttum oysa. Ama sesi hâlâ içimde. Kederli biraz, alıngan ve sevecen. “Tren akşamın sekizindeydi ama sen Katerini’de yalnızdın.” Evet, yalnızdım. Bana dönmeyeceğini biliyordum çünkü.”İlk aşkın, ilk kadının coğrafyası Yunanistan… Ve olası bir savaşın eşiğinde Türk-Yunan ilişkileri.Anadolu’dan sarhoş bir gemi gibi Akdeniz’e açılan, hâlâ çözülmemiş sorunlarıyla Kıbrıs… Üç dinin paylaşamadığı Kudüs… Beyrut’tan Fas’a, Mayorka’dan Rodos’a, Korsika’dan Saraybosna’ya, Barselona’dan Paris’e, Berlin’den Moskova ve Rio’ya uzanan bir yolculuk güncesi… Nedim Gürsel bir roman tadında okunan bu kitabında gittiği her ülkeye kendini götüren değil, gittiği her yerde kendini bulan bir yazar portresi çiziyor. “Uzağın çağrısı”na adeta kulak kesilerek, bu çağrıya yanıt vererek, edebiyat ve tarihin izinde farklı diyarlara götürüyor bizleri; küreselleşen dünyamızla olduğu kadar kendi yazarlık serüveni ve anılarıyla da buluşturuyor.

Laisizm

Laiklik bize hep “Din ve devletin ayrılığı” olarak anlatıldı. Oysa Laiklik Kilise ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir paylaşım, mütareke, iş bölümünü ifade eden, meşruiyetini İncil’deki “Tanrının hakkını Tanrıya, Sezar’ın hakkını Sezar’a verin” diyen hükmünden alan bir kurumdu. Batıda “Kilise”den kasıt “Vatikan devleti” idi. Ve Vatikan dünyadaki tüm Katolik mirasının tek temsilcisi olan egemen bir devletti. Bu egemenlik çatışmasını sona erdirmek için ruhbanlı, Tanrı adına egemen kiliselerin siyasal egemenlerle ilişkisini düzenleyecekti.

Bize kimse, Fransa’nın, Strasbourg’u da içine alan Alsace Laurenne bölgesinde Laikliğin geçerli olmadığını, Fransa’daki okulların ve sağlık kuruluşlarının büyük bir bölümünün kiliseye bağlı olduğunu söylemedi. AB ülkeleri de dahil dünyadaki ülkelerin çok büyük bir bölümünde Laiklik kuralları geçerli değildir. Devletlerin çoğunun resmi dininin ötesinde resmi mezhebleri vardı. Laiklikle Demokrasi ya da Cumhuriyet arasında doğrudan bir ilişki yoktu..

Laiklik ile Sekülarizm aynı şey mi idi? Bizantinizm nasıl bir şeydi? Roma’da devlet kiliseye egemendi, ama batı Roma’da Laiklik kuralları geçerli idi. Laiklik Hristiyan dünyasında sadece Katoliklik açısında bir anlam taşıyordu. Yoksa Protestanlar daha çok seküler bir bakış açısına sahipti. Ortadokslar ise Bizantinist’ti.

Osmanlı “Teokrat” bir devlet mi idi? “Halife” Allah’ı ya da İslam’ı mı temsil ediyordu, yoksa Müslümanları mı! İslam’daki sizden olan “ulul emr” ne anlama geliyordu.. Müslümanları temsil eden, yetkisini Müslümanların tercihinden alan ve Müslümanlara hesap veren, Müslümanların maslahatını gözeten ve onları temsil eden bir bir kimliği mi ifade ediyordu?

İslam bir “Din” idi ama Hristiyanlık bir “Religio” idi. Hristiyanlık bu anlamda bir kültürel kimlik ve aidiyeti mi ifade ediyordu.

Laik bir ülkede, resmi ideoloji dinleştirilebilir mi? Mesela “Türkün dini Kemalizmdir” denilen bir ülkede Atatürk ilke ve inkılablarına sadakat andı içmmeye zorlanmak ne anlama geliyor. Birilerine göre “Laiklik olmadan Cumhuriyet, Cumhuriyet olmadan Demokrasi olmaz”dı. Peki, İngiltere’yi ne yapacağız. İngiltere’nin resmi kilisesi ve Demokrasi’nin beşiği kabul edilen İngiltere Monarşi ile yönetiliyordu.

Dilipak Türkiye’de en çok tartışılan, uğruna darbeler yapılan bir kavramı bir başka açıdan anlamaya, anlatmaya, yorumlamaya çalışıyor. Türkiye’de Laiklik tecrübesi, Laikçilerin trajı-komik Laikçi pratikleri, “Laik-İslam” projesi, Kemalistlerin Laiklik konusunu Cumhuriyetle ilişkilendirmeleri ve dünden bugüne yaşananlar.