Minikler İçin Masaj

Çocuklar için masaj teknikleri içeren bu kitap, vücudun beş ayrı bölgesini, beş kıtada bir gezintiyle keşfetme fırsatı sunmaktadır. Çocuklar hayal gücünü harekete geçirecek benzetmelerle eğlenirken hem kendilerini hem de başkalarını dinlemeyi, “alıcı” ve “verici” rolleri sayesinde de saygıyı, güveni ve paylaşmayı öğrenecekler!

Dominique Dumont, bir masaj terapisti, sunucu ve konuşmacıdır. Kurduğu Sihirli Minik Eller atölyelerinde okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocuklara masaja başlangıç eğitimleri vermektedir.

İdeoloji Kuramları

Neoliberal kapitalizmin, yaşadığı bunca krize rağmen, hegemonik istikrarını koruması nasıl açıklanabilir? İdeoloji kuramlarının ortaya çıkışı, yabancılaşmanın ve boyun eğmenin işleyişine ilişkin Marksist araştırmaların bir yeniden temellendirilmesini yansıtmaktadır. Geleneksel kavramlar olan “manipülasyon” ve “yanlış bilinç” kavramlarının ötesine geçen bu kuramlar, dikkatlerini, hegemonik aygıtların maddi varoluşuna yöneltmiş ve ideolojik pratiklerin, ritüellerin, söylemlerin çoğunlukla bilinçdışı olan etkilerine odaklanmıştır. Jan Rehmann, ideoloji kuramlarının Marx’tan Adorno/Horkheimer’a, Lenin’den Gramsci’ye, Althusser’den Stuart Hall’a, Bourdieu’den W. F. Haug’a, Foucault’dan Butler’a kadar uzanan farklı damarlarını yeniden inşa ediyor. Bunları, sahici bir diyaloğu mümkün kılacak şekilde karşılaştırıyor ve farklı yöntemleri, bugünkü ileri teknoloji kapitalizminin “piyasa totalitarizmi”ne uyguluyor.

İki Hayat

“Merak etme, bundan sonra hiç ayrılmayacağız, ta ki ölüm bizi ayırana kadar…” dedi Tuana bilekliğini göstererek. Kendi bilekliği takılı olan kolunu kaldırıp “Oliim bizi ayırana kadar…” diye tekrarladı Tufan. Bileklikleri aldıkları kadın, onları bileklerine bağlarken öyle söylemişti ikisine de…

Tuana o gün bu sözleri söylerken; kelimelerin ne kadar güçlü olduğunu henüz bilmiyordu. Aşkın en taze halinde inanarak söylese de, o andan sonra evrenin hedefe ulaşmak için hazırladığı sürprizleri tahmin etmesi imkansızdı. Tufan’ın sevgi dolu gözlerine bakarak yaşamayı umduğu hayatı; planladığının çok ötesinde bir maceraya dönüşecek, yüreğinin gücünü sonuna dek zorlayacak ama evren onu sahip olmak istediği sevgilerin gücünden hiç mahrum bırakmayacaktı.

“Genç bir kadının, hayatının başından itibaren eksik kalan sevgi lerin maceraları boyunca nasıl tamamlandığını okurken, evrenin size sunduklarınının bazen ceza gibi görünse de, birer ödül ola bileceğini hatırlamanızı istiyorum.

Yüreğinizin ve sözlerinizin gücüne dikkat edin, evren senaryo yu kendisi yazmayı tercih ederek size sanıyor olsa da, aslında ihti yaç duyduğunuz her şeyi sunacaktır.”

Felsefi Düşün Akademik Felsefe Dergisi Sayı: 2 Nisan 2014

David Hume Özel Sayısı

Uğur Erkren
Sunuş

Makaleler

Nurten Öztanrıkulu Özel  – Malebranche’ın David Hume Üzerindeki Etkisi:
Zorunlu Bağlantı Tasarımı Üzerine Bir Araştırma

Nil Demir – Hume’un Soyut Genel Terimler Görüşü ve
Alexius von Meinong’un Eleştirisi

Gökhan Murteza – Tarihçi Olarak David Hume

Ceyhun Gürkan – David Hume’un İktisadi, Siyasal ve
Felsefi Düşüncesinde Vergiler ve Devlet Borcu

Örsan K. Öymen – Beş Başlıkta Bir David Hume Özeti

Richard Gunn – Hume on Melancholy, Scepticism and Back-gammon
Richard Gunn – Melankoli, Şüphecilik ve Tavla Üzerine Hume Çeviren: Gökhan Murteza

Hume Çevirileri 
Benim Hayatım – Çeviren: Çiğdem Demir
Devlet Yönetiminin Kökeni – Çeviren: Nurten Öztanrıkulu
Tarih Öğrenimi Üzerine – Çeviren: Gökhan Murteza
Beğeni ve Tutku İnceliği Üzerine – Çeviren: Eylem Yolsal Murteza

Patron Baba ve İşçileri

“Hepinizi bu fabrikadan atacağım. Ben bu fabrikanın babasıyım ve işçiler de benim çocuklarım. Bir babayla çocukları arasına hiçbir şey girmemeli. Artık bu fabrikada size ihtiyaç yok. Siz bittiniz!”

Kapitalist sistemin üzerinde yeterince durulmayan güçlü bir iktidar biçimi: Paternalizm. Yani patronun bir “ağa”, bir “baba” olarak algılandığı, işyerinin ötesinde işçilerin toplumsal ve gündelik hayatı hatta aile hayatı üzerinde belirleyici olduğu bir tahakküm rejimi. Aynı zamanda “devlet baba” imgesinin fabrikadaki izdüşümünü temsil eden
bir iktidar ideolojisi…

Hasan Güler, Çan’daki Çanakkale Seramik fabrikası örneğinde, Türkiye’de sanayi ve sınıf ilişkilerindeki paternalizmin canlı bir resmini çiziyor. Çan’ın nasıl Amerikanvari bir “şirket kasabasına” dönüştüğünün hikâyesini anlatıyor. İşçilerin patron-babaya ve tabii onun kontrolündeki “sarı” sendikaya karşı yürüttüğü sınıf mücadelesi deneyiminin tarihini inceliyor. Son olarak, 1980 sonrası “sanayisizleşme” tartışmalarının gölgesinde paternalizmin nasıl yeniden biçimlendiğini tartışmaya açıyor.

Fabrikaların nasıl çok boyutlu bir iktidar aygıtı olarak işlediğini gösteren, sınıf ilişkilerine aile hiyerarşisini yansıtan paternalizmin kapitalist kültürün hayatın her alanına nüfuz etmesinde nasıl etkili olduğunu anlatan, ufuk açıcı bir çalışma.