From Graffoman to Street Art

Elbet o meşhur mağaraların duvarlarına ilk çizgileri koyan bir insan vardı. Kadın mı, erkek mi? Bilmiyoruz… Ne kullandı? Kömür mü, kan mı? İşte bütün o genellemelerin ötesinde, Bedri Baykam’ın “Graffoman” adını verdiği o “ilk” sanatçı tabii ki vardı ve diğerlerinin atasıydı. Bu kitapla bir yandan onun gerçekliğine selam dururken bir yandan da mağara resminden bugüne, graffitinin serüvenine dokunan bir rotayla sokak sanatının tarihine uzanıyoruz.

El Castillo’dan Sümer, Roma, Mısır uygarlıklarının yazıyla imtihanına, İkinci Dünya Savaşı’nda ki sessiz isyandan 68 hareketinin sokaklardaki yansımasına, acımasız kutupların duvarı Berlin’den Basquiat’lı, Keith Haring’li, Warhol’lu New York sanat hayatına varıncaya dek, zamanın ve sokağın ruhu Bedri Baykam’ın röntgeninden geçiriyor. Baykam’ın SoHo sokaklarını kendi çizgisinde dize getirdiği 80’lerden bugüne, graffiti ve sokağın unutulmaz izlerini From Graffoman to Street Art’la sürüyoruz.

Yirminci Yüzyılda Kent Ütopyaları

Robert Fishman’ın, “Yirminci Yüzyılda Kent Ütopyaları” başlıklı kitabı, Duygu Toprak’ın çevirisiyle yayımlandı. Aykut Köksal’ın genel yayın yönetmenliğinde, mimarlık ve kent üzerine kuramsal kitaplar yayımlayan Daimon Yayınları’nın son kitabı olan “Yirminci Yüzyılda Kent Ütopyaları”, Ebenezer Howard, Frank Lloyd Wright ve Le Corbusier’nin ideal kent tasarılarını ele alıyor.

Modern teknolojinin gücü ve güzelliği ile sosyal adalete dair en aydın fikirleri en iyi şekilde yansıtan yirminci yüzyılın ideal kenti nasıl bir kenttir? Robert Fishman, 1890 ila 1930 yılları arasında, üç plancının, Ebenezer Howard, Frank Lloyd Wright ve Le Corbusier’nin bu soruyu nasıl cevaplamaya çalıştıklarını irdeliyor. Bu plancılardan her biri, yalnız başına başladığı çalışmalarında, genel planından oturma odasının düzenine kadar yeni kenti her yönüyle ele alan yüzlerce maket ve çizim üretti. Fabrikalar, ofis binaları, okullar, parklar, ulaşım sistemleri için hazırladıkları detaylı planlar, kent formunun devrimci bir biçimde yeniden yapılandırılmasıyla bütünleştirilmiş, kendi içlerinde yenilikçi tasarımlardı.

Howard, Wright ve Le Corbusier toplumların yeni kentlere ihtiyacı olduğuna inanmışlardı. Toplumsal çatışma ve sefalet içinde yüzen eski kentler kendi hallerine bırakıldığı takdirde medeniyet açısından doğuracakları sonuçlardan büyük bir korku duyuyorlardı. Aynı zamanda, kentlerin radikal bir şekilde yeniden inşa edilmesiyle, yalnızca içinde bulundukları dönemin kentsel krizine değil toplumsal krize de çözüm getirileceği fikrinden ilham almışlardı. İdeal kentlerinin bütünlüklü tasarımı, kapsamlı programlar yapma ve kent planlamanın ilkeleri üzerine etraflıca düşünme zamanının geldiğine dair inançlarını yansıtıyordu. Aşamalı ıslah olasılığını reddediyorlardı. Eski kentlerin iyileştirilmesini değil, kentsel çevrenin bütünüyle dönüştürülmesini amaçlıyorlardı.

Robert Fishman, “Yirminci Yüzyılda Kent Ütopyaları” başlıklı çalışmasında, üç plancının bu olağanüstü serüvenini tüm boyutlarıyla işliyor.

Siyaset Psikolojisi

İnsan Psikolojisi ve Siyaset Psikolojisi üzerine yapılan tanımlamalar, insanın tek boyutlu olarak, tek güdülü olarak, tek amaçlı olarak tanımlanamayacağını da göstermektedir. İnsan, tek bir dürtünün aracı olarak algılanamayacağı gibi, rasyonel veya irrasyonel bir tek belirleyici sebebin  deterministik nedeni veya sonucu/ürünü olarak da ele alınamaz. İnsan; “çeşitli yoğunluk durumlarında oluşan sonuçların bileşiminiden çok  daha fazlasıdır.” Bu yüzden, sonsuz sayıda insan davranış güdüsü sonsuz sayıda insan ilişkilerinin kombinezonu olabilir. Asıl olan, siyasetin tüm insanları ortak bir üst aklın ürünü olan güdü ile tercihe zorlamaması, onların hayatını bir üstün/”iyi” doğa ile düzenlememesidir. Siyaset, insanların doğasını, doğasının iyileştirilmesini, geliştirilmesini düzenlemek üzerine değil, insan doğasının kendisini gerçekleştirmesinin önündeki engelleri kaldırmak ve gelişmesini kolaylaştıran şartları yaratmak üzerine kurulmalıdır. tek gelişme yolu da bireyin kendi özgürlüğünü sadece kendisinin belirlemesi / planlamasıdır. Diğer tüm belirleyici / düzenleyici / planlayıcı siyasetler bireyin köleliğini geliştirir. Bu planlayıcı politikaların amacı, yönü ve yöntemi ne olursa olsun, nereye olursa olsun. İnsanı “mutlu kılma” adına söylenen ve uygulanan tüm siyaset kurgulamaları, insanın “mutlu olma”  hakkını gasp ettiği gibi, insanı, insan yapan sonsuz tercihler arasında karar verme iradesini sınırlandırır ve sonuçta “mutluluğa arama” özgürlüğünü de yok eder.

Siyaset; ne kadar farklı olursa olsun, insan doğasındaki sırrın belirlenmesi üzerinden değil, keşfedilmesi; yok edilmesi, tekleşitirilmesi üzerinden değil de özgürleştirilmesi ve farklılıklara saygı duyulması üzerinden barışçı yollarla sürdürülmesidir. İnsan doğasındaki farklılıkları yok etmek, tekleştirmek ile insanı köleleştirmek, hatta öldürmek arasında hiçbir fark yoktur.

Bu ilkeler üzerine siyaset ile insan ilişkilerini analiz eden Halis Çetin ve Levent Görüşük insan-siyaset ilişkisi, siyasal toplumlaşma, kitle, kamuoyu, liderlik, propaganda, siyasal iletişim ve yeni medya, siyasal simge ve semboller, yabancılaşma, şiddet ve sivil itaatsizlik konularını tek bir kaynakta toplayarak ilgili konuları, siyasetin temel dinamikleri bağlamında ele almaktadırlar. Kitapta, siyaset psikolojisi tamlamasındaki ikiliden, psikolojinin siyaseti belirlemesi yerine siyasetin psikolojisi tamlamasındaki ikiliden, psikolojinin siyaseti belirlemesi yerine siyasetin psikolojiyi belirlemesi üzerinden analizler geliştirmeye çalışmaktadırlar. Çetin ve Görüşük, bu konularla ilgili olarak da, Türk ve Dünya siyasal sistemindeki ve kültüründeki örnekleri ihmal etmemeye dikkat göstererek, pratikten uzak olmayan bir çalışmayı okuyucuları ile paylaşmaktadırlar.

Baş Boyun Patolojisi

Baş Boyun Patolojisi kitabı uzun soluklu bir planlamanın sonucunda oluşmuştur. Bu kitap “Patoloji Dernekleri Federasyonu Baş Boyun Patolojisi Çalışma Grubu” üyeleri tarafından hazırlanmıştır.

Baş boyun bölgesi her patoloğun mutlaka materyalleri ile karşılaşacağı bir alandır. Editörlüğünü üstlendiğim bu kitap 12 bölümden oluşmakta olup her bölümün ayrıca bir editörü bulunmaktadır.

Yazım 28 yazar tarafından gerçekleştirilmiştir. Kitapta makroskopi yöntemleri ve sitoloji ayrı bölümler şeklinde yer almaktadır.

Kitap; Kulak Burun Boğaz, Radyodiagnostik, Nükleer Tıp, Medikal ve Radyasyon Onkoloji, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanlık öğrencisi ve uzmanları ile, Diş Hekimi ve Çene Cerrahi uzmanlık öğrencileri ve uzmanları için yararlı olabilir. Kitabın patoloji uzmanlık öğrencilerine, patoloji uzmanlarına, baş boyun bölgesi patolojisine ilgi ve gereksinim duyan hekimlere ve en önemlisi de kitaptan yararlanan hekimler tarafından tanı konulan ve tedavi edilen hastalara yararlı olmasını diliyorum.

Balkan Savaşları

Bir yüzyıldan fazladır milliyetçilik akımlarıyla kaynayan Balkanlar’da son büyük savaş 1912’de Osmanlı Devleti ile Balkan İttifakı arasında patlak verir. Savaşın dolaylı aktörlerinden Rusya’dan 1905’teki devrim girişiminin ardından Sibirya’ya sürülen ve oradan Viyana’ya kaçan Lev Troçki, muhalif yayın organlarından Kievskaya Misl gazetesi adına cepheye gönderilir. 1909’dan beri Balkan ülkeleriyle Osmanlı Devleti’ni yakından takip eden Troçki, savaş boyunca harp muhabirliğinin en güzel örnekleri arasında kabul edilen onlarca makale yazar. Bu makalelerde askeri manevralar, harekât ayrıntıları, muharebelerin ve cephedeki çatışmaların teknik ayrıntıları ön planda değildir. Troçki bu ayrıntılardan çok, onların gerisinde yatan siyasal, toplumsal ve ekonomik çatışmaları görür ve analiz eder. Bulgar sansürüyle Rus basınının Türklere karşı yürüttüğü yanlış bilgilendirme kampanyasını kıyasıya eleştirir. Çağımıza damga vurmuş devlet adamı ve düşünürlerden olan Troçki’nin analiz yeteneğiyle uzak görüşlülüğü, bu kitaptaki pek çok saptamasında ve değerlendirmesinde dikkati çekmektedir. Daha 1909’da Kievskaya Misl’de Balkanlar’ın, Avrupa’nın Pandora kutusu olduğunu yazmış; 14 Ekim 1912 tarihli yazısında, emperyalist devletlerin ve Balkan politikacılarının izlediği siyasetlerin trajik bir felakete, “Bir Avrupa savaşından başka bir anlam taşımayacak, bütün Avrupa çapında bir kuvvet ölçme denemesine” yol açabileceği uyarısında bulunmuştur…

Din, İlim ve Sanatta Hermenötik

Hermenötik düşünceyi, bir nesnenin kavramsal analizi, bir tarihsel olgunun dilsel tasviri, bir inancın felsefî-kelamı açıdan doğrulanmaya çalışılması gibi farklı düşünme tarzlarından ayıran en belirgin vasıflarından biri, düşünmenin her zaman kendi tarihsel krizi veya sorununu hem üreten hem de onu çözmeye çalışan bir ikili süreç içerisinde var olduğunu kabullenmesidir. Kanaatimce hiçbir düşünme tarzı kendi varolma sorunu ya da krizini yeterince ele almaksızın sahih bir yaklaşım içinde olamaz. Aksi halde kendisini gerçekliğin yerine koyan, gerçeklikten daha gerçek olarak varlığın düşünceye boyun eğdirilmesine yol açan ve böylece bizi gerçeklikten koparan ideolojiler “düşünce” olarak kutsanır.

Hermenötik çaba, bu yönüyle, her bir sahih düşünmenin varolma krizlerini yaşama ve bunları aşmaya çalışma süreci olarak yol alabildiğini anlama ve bu yönüyle bazı düşünme tarzlarının ya da ideolajilerin kutsanmasının toplumlarda yol açtığı derin hasarlara dikkat çekme çabasıdır.

Sudoku 4. Kitap – Çok Zor

Japonca “Sayılar tek olmalı” anlamına gelen “Suuji wa dokishin ni kagiru” kelimelerinin kısaltması olan Sudoku, günümüzde Asya’dan, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya da yayılan oldukça popüler bir oyundur. ABD’de Number Place (rakam yerleştirme) olarak bilinen oyun, Türkiye’de 1994 yılından bu yana Diamond adıyla piyasadadır.

Dünyanın en çok ilgi gören oyunlarının başında gelen bu bulmacada, harfler yerine rakamlar kullanılır. Rakamlarla oynanmasına karşın matematikle ilgisi olmayan Sudoku toplama veya çarpma bilgisi gerektirmez.

Bulmacanın zorluk derecesine göre ipuçları verilir. Verilen ipuçları baz alınıp, mantık yürütülerek oynanan bir oyundur. Aralarında ABD’nin de bulunduğu 100’ü aşkın ülkeyi kasıp kavuran Sudoku ; zeka gücünü geliştirici entelektüel bir rakam bilmecedir. Otobüste, trende, öğle arasında, teneffüste rahatlıkla oynanılabilecek bir oyundur.