Bilişim Teknolojilerinin Eğitime Entegrasyonu

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin eğitime entegrasyonu başarılı olmakta mıdır? Zamanımızda eğitim teknolojisi alanının gündemini önemli biçimde meşgul etmekte olan bu soruya evet ya da hayır biçiminde tek bir yanıt vermek oldukça zordur. Zira aranan yanıt, entegrasyonun hangi felsefi yaklaşımlar ve amaçlarla ele alındığına ve başarıdan neyin anlaşıldığına bağlıdır. Entegrasyon etkinliklerinde ekonomik ya da politik güçler, eğitim çevreleri, toplum ya da bilim insanları farklı beklentilere sahiptir. Beklentilerdeki farklılaşmalar, bu sürecin eğitim sistemi içerisinde yarattığı dönüşümün, bağlı olarak öğrencide, öğretmende, okulda ya da toplumda meydana gelen değişimlerin farklı biçimlerde yorumlanmasına neden olmaktadır. BİT entegrasyonu ve yarattığı etkilerin iyi anlaşılabilmesi için tüm bu farklılıkların bütüncül biçimde ele alınması gerekmektedir. Elinizdeki kitap bu bakış açısıyla, eğitimde BİT entegrasyonu amaç, politika ve uygulamalarını, entegrasyon etkinliklerinin ortaya çıkardığı etkileri ve bu etkinliklere yöneltilen eleştirileri farklı kültürlerdeki örnekleriyle ortaya sermeye çalışmaktadır.

Altı bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde eğitimde BİT entegrasyonu uygulama ve araştırmalarına genel bir giriş yapılmaktadır. İkinci bölümde farklı ülkelerde (İngiltere, Kanada, Singapur, Yeni Zelanda, Brezilya, Hindistan, Mısır, Türkiye) 1980’lerden 2010’lara değin geliştirilen eğitimde BİT entegrasyonu amaç ve politikaları incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, ikinci bölüme benzer biçimde, ilgili ülkelerde gerçekleştirilen entegrasyon uygulamaları ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde, entegrasyon sürecinin etkileri çeşitli ülkeler ve Türkiye bağlamında incelenmektedir. Bu bölümde ayrıca Türkiye’de gerçekleştirilen özgün bir araştırmanın sonuçlarına detaylı biçimde yer verilmektedir. Beşinci bölümde, ne politika ve uygulamalar ne de bu alandaki bilimsel çalışmalarda yeterince dikkate alınmayan, bununla birlikte ortaya çıkan pek çok beklenmedik etkinin kaynağı ve çözümüne dönük fikirler barındıran, eğitimde BİT temelli dönüşüm çabalarına yöneltilen eleştiriler yine kültürel çeşitlilik gözetilerek betimlenmektedir. Altıncı bölümde ise, eğitimde BİT entegrasyonu süreçlerinin 1980-2010 dönemindeki seyrine ilişkin genel bir bakış geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Brecht Estetiği ve Sinema

“[…] Gerçeğin ya da daha doğru bir ifadeyle, görünüşün bir fotoğrafını sunan alıcıya karşılık sinema, başta oyunculuk ve kurgu olmak üzere öbür estetik öğeleri ile görünüşün analitik bir sunumunu verebilir. Ancak görgü-bilgiden (experience), hareket eden eski sanat kavrayışı, yani geleneksel sanat ve bunun uzantısı olan geleneksel sinema, bunu yapamaz. Çünkü görgü-bilgiden hareket etmekle, geleneksel sinema, görünüş ile gerçeği birbirne karıştırmakta, gerçeğin görünüş ve form olarak bize sunduğunu, gerçeğin mutlaklaşmış bir biçimi olarak ele almaktadır. Oysa bu biçim, tarihsel ve sosyaldir. Ve sinema, bu tarihselliği ve sosyalliği verebilir. Ancak geleneksel sinemanın yaptığının aksine, görgü-bilgi ile, özdeşleşme yaklaşımı ile değil…”

Benim Sinemacılarım

Yılmaz Güney’li, Cüneyt Arkın’lı filmler kadar Ayşecik’li, Ömercik’li, Yumurcak’lı, filmler de büyük ilgi görüyor, mutlu sona hep birlikte seviniliyordu. Ezilen, horlanan, hep ağlayan Ayşecik’in, sevimli Ömercik’in, Afacan’ın, Yumurcak’ın, Sezercik’in yanı sıra o filmlerin iyi, sevimli ve babacan insanları Vahi Öz, Hulusi Kentmen, Necdet Tosun, Sami Hazinses, Suna Pekuysal, Hüseyin Baradan, Cevat Kurtuluş’la da bütünleşirdik. “Bana annemi versin, bütün servet onun olsun. Ben para pul istemiyorum, annemi istiyorum” diyordu Yavrum filminde Ayşecik.

Ayşecik Fakir Prenses filminde de babası o doğmadan ölmüş, mahallede herkesin prenses dediği biridir. Günün birinde prenses olur. O filmde de “ben sevdiğim insanlar arasında yaşayayım da varsın fakir olayım” der.  

Yeşilçam’da filmler bin bir zorluklar, yokluklar içinde, insan emeğine ve “yaratıcılığına” dayanarak yapılıyordu. Bir avuç inançlı sinemacının, yönetmenin ve her biri doğal yetenek olan oyuncuların, sinema emekçilerinin olanaksızlıklar içinde ortaya çıkardıkları filmler, halk tarafından beğeniyle izleniyordu. 70’li yılların ortalarına kadar sürdü bu durum. Sonra büyü bozuldu. Gittikçe daha az film çekilir oldu.

28 Şubat: Sincan’dan Tarihe Notlar (2 Cilt Takım)

Yazarımız Alican Türk kitabını şöyle tanıtıyor;

“Cezaevinden hakimlere hitaben yazdığım bir mektupta “yaşadığım sürece 28 Şubat soruşturması ve davası kapsamında ortaya konan bütün ‘eserlerin’ unutulmaması, kalıcı olarak gelecek kuşaklara aktarılması için elim, dilim ve kalemim erdiğince her türlü çabayı harcayacağıma söz veriyorum.” diye vurgulamıştım.

Hakimlere verilen o sözün bir parçası ve sonucu olarak ortaya çıkan bu kitap, 28 Şubat davasının soruşturma sürecini “anı-belgesel” yönüyle ele alan ve o sürece ilişkin tüm ayrıntıları bulabileceğiniz ilk ve tek kaynak kitaptır.

Cezaevinden o döneme ilişkin Türkiye’nin resminin de çizildiği kitapta, yakın geçmişimize ilişkin hiç bilinmeyen ya da yanlış bilinen olaylar gerçek yönleriyle aydınlatılarak tarihe çok önemli notlar düşülmüştür.

Okudukça müthiş şaşıracak ve bitmesini istemeyeceksiniz.

Velhasıl Alican, üzülme, sen kul hakkı yemedin…

Din imanla vatandaşı soymadın…

Siyasetle mahkemeler kurmadın…

“Bu bizdendir, bu onlardan” demedin…

Vatanına, ulusuna hiç ihanet etmedin…

Boynuna takacağın bir madalyan daha var!

Artık senin yüz akı bir davan var!

– Alican Türk”

Cilt 2 – Mert dayanır, namert kaçar

Türk toplumu 2012’den beri 28 Şubat’ın darbe olduğu yalanlarıyla kandırılıyor, aldatılıyor, oyalanıyor. Çünkü dini siyasete alet etmeyi alışkanlık ve rant kapısı haline getirmiş olanlar hâlâ bundan nemalanıyor.

Bu kitap; TSK’yı itibarsızlaştırmak, halktan koparmak ve etkisizleştirmek amacıyla tezgâhlanan Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Amirallere Suikast, Askeri Casusluk vb. bir dizi kumpas davanın son halkası olan 28 Şubat “soruşturmasının” tüm detaylarıyla anlatıldığı ilk ve tek kaynaktır.

Okurken göreceksiniz ki, ilk kez gün yüzüne çıkan şaşırtıcı bilgilerle bu kitap tarihe düşülen çok önemli bir nottur.

Mahkemeymiş, hapislikmiş, zindanmış,

Pöh, bunlar sanki çok derdim…

Hakkın çiğnendiği bu davadan

Kaçarsam ben namerdim!

– Alican Türk

Tanrı’nın Bizi İyileştirmesine İzin Vermek

Kişisel sorunlarıyla mücadele etmek isteyen herkes için bir umut olduğunu gösteren bu kitap, gerçek anlamda cesaretlendiricidir.Her ne kadar ruhsal yolculuk kolay olmasa da, okuyucu bütünsel bir iyileşim için ve yaşamını değiştirebilmesine yardımcı olacak bir çok önemli prensibi bu kitapta bulacaktır.