Çocuklarımızı Nasıl Yetiştirelim?

Bir Büyükbabanın Gözlem Ve Hatıraları..

Çocuğun güvenini kazanmak pek kolay değil. Hele o güveni
kaybetmemek daha da zor mesele! Ne dermiş çocuk: “En büyük benim babam!” Ergenliğe ulaşınca ne dermiş: “Babam da ne anlar, ne bilir ki!” Ama en sonunda orta yaşlara gelince gerçeği fark edermiş: “Benim babam büyük adamdı…”

Hep anlatılan bir öyküdür. Küçük çocuk sorar:
– Anneciğim ben nasıl doğdum?
– Seni leylekler getirdi.
– Ya babam?
– Onu bir kartal yuvasından almışlar.
– Ya büyükbabam?
– !
– Ya onun babası?
– !
Cevap alamayan ufaklık kendi kendine mırıldanır:
– Demek ki bizim ailede son üç kuşaktır normal doğum olmamış!

Şimdiki çocuklar kül yutmuyorlar! Peki, çocuklara; o tazecik fidanlara acaba neyi, nasıl anlatmamız gerekiyor? Çünkü artık devir bütünüyle değişti. Ne yapsak ne etsek de bazı şeyleri o ufaklıklardan saklamamız mümkün değil. Onların hepsi birer küçük insan, büyümüş de küçülmüşler sanki! Bu devirde onları her anlattığımıza inandırmak, ikna etmek hiç de kolay değil. Tek şansımız, gerçekleri olduğu gibi ve onların anlama düzeylerine uyarlayarak söylemek galiba! Ama nasıl, ne zaman ve hangi dozlarda? Bir dostumun ikazı geliyor aklıma: “Kozuna, dozuna, pozuna dikkat edeceksin!”

Bu durumda benim sorumluluğum üç kat daha artıyor. Çünkü ben ailenin ‘Büyükbaba’sıyım!

 

Prokrastineyşın

Başlanıp bitirilmesi gereken işleri inatla erteleme, savsaklama ve oturup çalışmak yerine ıvır zıvır şeylerle oyalanma alışkanlığıyla mücadele kılavuzu.

Oturup çalışmaya başlamadan önce kapsamlı bir temizliğe veya bilgisayardaki klasörleri düzenlemeye girişmek, bundan sıkılınca internete dalıp saatlerce oradan oraya gezinmek, bir ara haberlere bakınmak, acıkınca yemek pişirmek için tarif aramak, bir şey danışmak için bir arkadaşı arayıp uzun uzun başka konulardan konuşmak ve ardından ilerleyen saatlerde buluşmak üzere sözleşmek, fakat bütün bunlardan aslında hiç mi hiç keyif almayıp nedensizce ertelenen o iş yüzünden duyulan kaygıyla ve suçlulukla cebelleşmeye devam etmek…
Tanıdık geldi mi?

Psikolog Dr. Timothy A. Pychyl, yirmi yılı aşkın süredir savsaklama alışkanlığı –yabancı lisan bilenlerin tabiriyle “prokrastineyşın”– üzerine çalışıyor. Üstlendiğimiz sorumluluklardan, sonunda pişman olacağımızı bile bile kaçmamızın nedenlerini anlamaya çalışan Dr. Pychyl, araştırmalara dayalı güncel bilgi ve bulguları kısa ve anlaşılır biçimde sentezleyerek elinizdeki bu pratik mücadele kılavuzunu hazırladı. Yapmanız gereken, bu kitabı dağılmadan, dikkatle okuyup önerilen basit stratejileri uygulamaya başlamak.

Dr. Pychyl’a göre savsaklama alışkanlığını başlı başına bir sorun haline getiren şey, hayatımızı anlamlı kılan asli hedeflerimizden bizi koparması. Diğer yandan, gitgide daha parçalı, daha belirsiz hale gelen gündelik hayat, esnekleşen ve güvencesizleşen çalışma koşulları, sorumluluklarımızı da, bu sorumluluklardan kaçmanın bedelini de ağırlaştırmakta. En yaratıcı, en verimli zamanlarımızı sömüren bu alışkanlıkla mücadele, işte tüm bu nedenlerle gün geçtikçe daha büyük önem kazanıyor.

Kaç zamandır köşe bucak kaçtığınız için kendinizi yiyip bitirdiğiniz bir sorumluluğunuz varsa, bu kitabı okuduğunuz süre boyunca elinizde meşru bir kaçış gerekçesi olacak. Ama daha önemlisi, kitabı bitirdiğiniz zaman sorumluluklarınızı neden savsaklayıp durduğunuzu ve bundan nasıl kurtulacağınızı öğrenmiş olarak, bu habis alışkanlıktan da, dağ gibi yığılmış işlerden de kurtulmak üzere bir an önce kolları sıvamak isteyeceksiniz.

Sabo

Hakkında adı ve soyadından başka hiçbir fikrim olmadan, tamamen sezgisel itkilerle kendisini çalışma öznesi olarak seçtiğim insanın, yani Sabahattin Kurt’un, bu kadar tertemiz ve dejenere olmamış, anasından doğduğu gibi kalmış bir insan olduğunu bilemezdim. Bugünün neoliberal değerlerinin hegemonyasında bu değeri tam olarak algılamak çok zor. Çünkü insani ve etik değerler gereksiz kılındı. Solun asabiyye kavramı ile tanımlanan moral üstünlüğü da ağır tahribata uğradı, bu tahribatın etkileri hâlâ sürüyor ve telafi edilebilmiş değil. Ancak köklere dönerek bu tahribatı moral değerlerle yenilemek ve ilişkileri yeni kavramlarla kurabilmek mümkün. Başlanacak yer zaten hazır bekliyor: Kızıldere ve Sabahattin Kurt.

Bir devrimci için en yüksek erdem ve vasıflar tek tek sıralansa: Davaya adanmışlık, ideallere inanç, cesaret, fedakârlık, yoldaşına saygı, emekçiye sevgi ve şefkat, örgütün verdiği her görevi layıkıyla yerine getirme, kararlılık, dürüstlük, mertlik, tevazu, özel mülkiyete gündelik hayatında da karşı tavrı, devrim ve sosyalizme mutlak inanç gibi kriterler söylenebilir. Tüm bu kriterler değerlendirildiğinde, tek söz söylenebilir: Sabo 1 numaradır.

 

Etkin Öğrenme İçin Hızlı Okuma Teknikleri

10 yıla yakın bir zamandır farklı yaş gurubu öğrencilerimizle paylaştığımız tecrübelerin ve almış olduğumuz gözlemlenebilir ve ölçülebilir olumlu geri bildirimlerin sonucunda bu kitap oluştu.

Öncelikle, Anlayarak Hızlı Okumanın yetenek değil geliştirilebilir bir beceri olduğunu gözlemledik.. ve bu bağlamda Anlayarak Hızlı Okuma ile ilk kez karşılaşan ve bu bağlamda Anlayarak Hızlı Okuma ile ilk kez karşılaşan ve bu teknikleri ilk kez uygulayacak olanlar için kitapta sunulan yöntemlerin ne kadar etkili sonuçlar üreteceğinin farkındayız. Bu kitapta verilen alıştırmaları önerilen yönergelere uygun olarak tamamladığınızda:

  • Okuma hızınız 2-5 kat artacak,
  • Daha kolay ve daha etkili anlayacak,
  • Daha çok zamanda daha çok kitap okuyacak,
  • Dikkat düzeyiniz gelişecek ve Daha çok şey öğreneceksiniz…

Marx’ın Grundrisse’si

Marx’ın Kapital’i ekonomi politik eleştirinin hemen hemen bütün yanlarını kendisinde toplar. Grundrisse ise ekonomi politiğin eleştirisinin tohumudur; tohum gelişip büyümüş Kapital’i yaratmıştır.

Marx’ın Grundrisse’si Marksizm’in tohumunun hangi fikirleri geliştirerek ekonomi politiği aşmaya başladığını göstermeyi amaçlıyor. Grundrisse’yi sınır kabul ederek, ondan önceki dönemin fikirleriyle ondan sonraki dönemin düşüncelerini kıyaslıyor. Marksizm’in gelişim bütünlüğü başka türlü kavranamaz.

Grundrisse, Marx’ın yeniden gözden geçirerek okuyucuya sunduğu bir eser değildir. Anlaşılması zor soyut formüllerle doludur. Kapital ile tanışmamış bir insanın doğrudan doğruya Grundrisse ile tanışması ve onu anlaması büyük zorluk içerir. Bu açıdan Kapital’den yararlanarak Grundrisse okunup anlaşılabilir. Bu çalışma, Kapital’den yararlanarak Grundrisse’yi çözmeyi hedefliyor.

Grundrisse, Marksizm’in doğuşu ile büyümüş hali arasında oturur; bizim hem Marksizm’in geçmişini, hem de geleceğini kavramamızı sağlar. İşte Grundrisse’nin önemi!

Yaşamın Göremediğimiz Şifreleri

* Dengeli bir hayata ulaşmak için ilk hedefimiz ne olmalı?
* Hayallerimizin önemini neden küçümsüyoruz?
* Yalnızlık, önyargı, korku, can sıkıntısı, ümitsizlik; modern insanın enerjisini emen bu  negatif  duyguları nasıl yeneriz? 
* Aşk ilişkilerinde güven ve yalan sorununu çözmek mümkün mü?
* Farkındalık ve hoşgörünün mutluluğa giden yoldaki rolü nedir? 
 
“Dünya üzerinde hareketsiz olan her şey cezalandırılmıştır. Bir demir hareketi bırakırsa paslanır, bir su akmayıp durağanlaşırsa yosun tutar.”

İnsan muazzam bir varlıktır. Çünkü zihin gibi inanılmaz bir güce sahiptir! Zihin, düşüncelerle hareket eder. Duygular ise hiçbir zaman doğrudan beynimizde yer kaplamaz. Ancak bir düşünceye bürünerek var olur. Yaşam yolculuğunda diğer varlıklardan farklı olarak sahip olduğumuz müthiş özellik ise aklımızdır. İşte zihinlerimiz böylesine bir güce sahipken, bilinçaltındaki korkularımızın farkında olup onları yenmek bizim elimizde… 

Pozitif bakış ve farkındalık gücümüzü kullanarak, yaşamın şifrelerini çözmek artık çok kolay!

Rüyaların Gizli Dili

Yorumlanmamış rüya, okunmamış mektuba benzer!Rüyalarımızın büyük bölümü bizim anlayabileceğimiz kadar açık değildir. Belli simgelere bürünmüş, gizlenmiştir. Bu simgeler rüyanın bilinçaltından geçerken nasıl şifrelendiğine göre çeşitlilik gösterir. Rüya yorumu bu şifreleri çözmekten başka bir şey değildir. Neden uyuyoruz? Uyumadığımızda neler oluyor? Rüya nedir? Nasıl oluyor da beyninizi rüya esnasında gördüklerini gerçek zannediyor? Gerçekleşen rüyalar tarihe geçen rüyalar, rüyalarla gelen buluşlar ve genel rüya tabirlerine kadar merak ettiğiniz bir çok bilgiyi bu kitapta bulacaksınız. Ortadoğu, Avrupa ve ABD’deki araştırmalarıyla batılı kaynakları ve bilimsel araştırmaları yakından takip eden yazarımız batı ile doğunun rüya yorumlama geleneklerinin bir sentezini bu kitaba taşımıştır.

Emeğin Tevekkülü

“Hepsi Allah’tandır… işvereni zenginlikle sınıyor işte. Onun sınavı o, benim sınavım bu, fakirlik…””Valla ben sendikalara hiç bulaşmadım. On sene öncesinde filan vardı ortalıkta… Eskiden başka bir firmada çalışırken bazı sendika isimleri duyduydum o zamanlar. İşte sağı solu rahat bırakmıyorlardı, elemanları sıkıştırıyorlardı, işte ‘gelin sendikamıza üye olun, şöyle olun, böyle olun, patron işçi’ filan diye söylüyorlardı, biz pek sıcak bakmayız böyle şeylere.”Dindarlık, işçilerin ve patronların üretim sürecine bakışlarını ve karşılıklı konumlanmalarını nasıl etkiliyor? Dinsel sosyalleşme, emek sürecinde tahakküm ilişkilerine ve politik hegemonyaya elverişli bir zemin oluşturuyor mu? Yasin Durak’ın Konya Organize Sanayi Sitesi’ndeki işçi-işveren ilişkileri örneğinde yaptığı araştırma, bu temel sorular etrafında bir tartışma örüyor. Dindar muhafazakârlık ekseninde sağlanan “ütopik uzlaşmayı” ve enformel ilişki ağları sistemini gözler önüne seriyor.Bunun yanı sıra Durak, kültürel hegemonyanın meşruiyet çerçevesi içinde kalmakla beraber, işçilerin rıza ve tevekkül yerine açık veya gizli direniş mekanizmaları geliştirdiği anlara da dikkat çekiyor. Sınıf mücadelesinin “saklı” bir sahnesine dair ipuçları veriyor bize.Canlı gözlemlerle Türkiye’de işçi sınıfı kültürünün puslu kalmış bir kesitini sunan, çarpıcı bir çalışma.