Modern Zamanların Hasan Sabbah’ı: Fetullah Gülen

Bu, bir biyografi çalışması yahut anı kitabı değil. Titiz bir çalışma sonucunda, Türk cemiyet ve siyaset hayatına damgasını vurmuş gizemli bir şahsın gerçek yüzünü ortaya koyan kapsamlı bir haber dosyası aslında. Dinin ve dindarlığın yok edilmeye çalışıldığı, inanmanın, düşünmenin ve her türlü ifadenin yasaklandığı, inananların merdiven altı “tezgahlara” mahkûm edildiği zor dönemlerde din adına ortaya çıkmış bir “vaizin” insanların saf ve temiz duygularını istismar edip tarumar etmesinin hikâyesi. Dini ve dindarı, özgürlük ve demokrasiyi, her türlü mukaddesatı “inandığı değerler” uğruna araçsallaştıran, keskin savrulmalar yaşayan, çelişkiler üzerine bir hayat inşa eden bir “örgüt liderinin” ibretlik ve acınası öyküsü aynı zamanda. Ya da başka bir deyişle bu çalışma, Radikal İslamcılık’tan Ilımlı İslam’a evrilen, son tahlilde terör örgütü liderliğine uzanan karanlık ve gizemli ilişkiler ağına sahip, modern zamanların Hasan Sabbah’ının kan donduran korku imparatorluğunun tarihçesi. Araştırmacı gazeteci Abdülkadir Özkan’ın kaleme aldığı kitap, Fetullah Gülen’in zihin dünyasını derinlemesine analiz ediyor.

Sosyolojik Tahayyül

“Sosyalbilimsel problemler, uygun bir şekilde formüle edildiklerinde hem kişisel sıkıntılara hem toplumsal sorunlara, hem biyografiye hem tarihe ve bunların karmaşık ilişkilerinin kesişim bölgesine yer vermelidir. Bireyin yaşamı ve toplumların inşası bu kesişim bölgesi dahilinde meydana gelir; ve sosyolojik tahayyül gücü, zamanımızda insan yaşamının niteliğinde bir fark yaratma fırsatını bu kesişim bölgesi dahilinde yakalar.”

Minhacü’l – Fukara

Bu kitâb-ı şerîfin tasnîfine ve bu mecmûa-i latîfenin te’lîfine sebeb odur ki, bu fakîr-i Mevlevî, ya’nî Şeyh Rüsûhuddîn İsmâil b. Ahmed el-Ankaravî ne zaman ki, irşâd-ı fukarâ ve ahbâb ile me’mûr oldum; “me’mûr ma’zûr-dur” sözü gereğince mümkün olduğu kadar onların irşâd ve terbiyesine himmetimi masrûf ve mahsûr kıldım. Gördüm ki, genelde hey’etimizde, şekil ve sûretimizde olan fukarâ, Mevlânâ hazretlerinin gitmiş olduğu yüce yola muhâlif gitmiş ve tarîka-i Mevleviyye onu zannetmiş, her biri o hazretin mübârek kelimeleri ile meşreb ve mezheblerine delîl kılıp ibâhat yolunu tutmuşlar. Yine öyle bir gürûh da var ki, bu zikrolunan sıfatlardan muarrâ ve bu takrîr kılınan hâletlerden müberrâdırlar. Ancak bu sınıfın da ba’zısı merâtib-i sülûkden ve meşârib-i su’lûkden ve dek_ik-i tarîkat ve hakîkatden ve hak_yık-i ilm ve mâ’rifetden bî-haber kalmışlar. Hemân ol Hazret’in Mesnevî-i Şerîf’de buyurduğu nazmın zâhirine ve bir mikdâr derûnuna fürce bulmuşlardır. Bu sebeple Hz. Ali (k.v.) buyurdukları “Cehilde konuşmakda hayır olmadığı gibi ilimde susmakda da hayır yokdur” şeklindeki söz üzerine bu hususta bildiğim ilimde sessiz kalmakta hayır görmedim ve bunları bu tehlikelerden haberdâr etmemeyi mürüvvet ve fütüvvet bulmadım.

Benim İlk Sözlüğüm

Kitap Özellikleri

Cilt Durumu : Ciltsiz
Basım Tarihi : Temmuz 2017
Basım Yeri : Türkiye / Ankara
Boyutlar : 21,00 x 29,70 cm
Basım Dili : Türkçe
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 32
Barkod : 9786052355367

Avrupa’da ve Türkiye’de Sağlık Politikaları

Sağlık hizmetleri, devletin vatandaşlarına karşı taşıdığı sorumlulukların daima başında gelir. Ama bu hizmetler, nüfusun kaçta kaçını kapsar, kimleri ‘görmezden gelir’? Gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde, sağlık temel bir vatandaşlık hakkına dönüşürken, dünyanın öteki bölgeleri de bu reform “rüzgârlarına” kapılıyorlar. IMF ile Dünya Bankası’nın da desteklediği bu ‘insanî’ tutumun gerçek nedeniyse, yoksulları da küresel piyasa oyununda tutmak. Elbette her yeni reform paketiyle, özel sektörün sağlık alanındaki işgali genişliyor ve devletin tek başına hizmet vermesinin etkin olmadığı ileri sürülerek, maaşlı sağlık personeli istihdamının daraltılması öneriliyor. Gelişmekte olan ülkeler, reformları kendi koşullarına göre eğip bükerek, vaat edilen eşitlik ve hakkaniyet koşullarını en başta ortadan kaldırıyorlar. Peki ya Türkiye? Nüfusun tamamını kapsamaktan uzak “Genel Sağlık Sigortası” tasarısı, primlerini ödemeyenlerin sağlık hizmetinden mahrum bırakılmasını esas alıyor. Prim sistemi üzerine kurulan bir sağlık sigortasının, Türkiye gibi ekonomik istikrarsızlıkların hüküm sürdüğü bir ülkede yol açabileceği felaketleri düşünmek bile korkutucu. Avrupa’nın farklı ülkelerinden akademisyenlerin, Avrupa’daki “sağlık hizmetleri” kavramını ve uygulamaların tarihini ele aldıkları, sorunlarını ulusal ölçeklerde tartıştıkları ve reform önerilerini değerlendirdikleri bu kitap, sağlık hizmetinin devletin vatandaşa karşı asli görevi olduğunu ve yaratılmaya çalışılan ‘müşteri-satıcı’ ilişkisinin çarpıklığını bir kez daha tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor.

Demokrasi Mücadelesi

Şiddet, insan ruhunun en karanlık köşelerinden biri. Hem bireyin kendisine hem de çevresine zarar veren, sökülüp atılması gerekirken yeşertilen nefret tohumunun yol açtığı bir insanlık lekesi. Sosyal psikolojinin en yetkin isimlerinden Arno Gruen’ün son kitabı Demokrasi Mücadelesi, toplumsal şiddetin kaynaklarını bireyler üzerinden inceleyen önemli bir çalışma. Dünya çapında yapılan çeşitli araştırmalara dayanarak vardığı sonuçlar, özellikle milliyetçilik temelli şiddetin nasıl bir salgın olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.Demokrasi Mücadelesi, her gün gazetelerde, haberlerde, sokaklarda karşımıza çıkan şiddetin, hatta bazen içimizde yükselen öfkenin kaynağına inebilmek, onu anlayabilmek için mutlaka okunması gereken bir kitap.